Birinci doz Kovid-19 aşısı olanların oranı 81 ilde yüzde 65’i geçti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, birinci doz Kovid-19 aşısı olanların oranının Gümüşhane’de de yüzde 65’in üstüne çıkmasıyla Türkiye Kovid-19 Risk Haritası’nda turuncu il kalmadığını bildirdi.

Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Turuncu ilimiz kalmadı. Türkiye Kovid-19 Risk Haritası’nda son turuncu ilimiz Gümüşhane, ilk doz aşı oranını yüzde 65’in üzerine çıkararak sarıya geçti. Şimdi sıra, maviye geçecek başarıyı göstermekte. Gümüşhane’yi kutluyoruz.” ifadelerini kullandı.

Haritada birinci doz aşı oranı yüzde 55’in altında olan iller “kırmızı”, yüzde 55-65 arasındaki iller “turuncu”, yüzde 65-75 arasındakiler “sarı”, yüzde 75’in üstündekiler de “mavi” renkle gösteriliyor.

Rusya İdlib’e hava saldırıları düzenledi

İdlib’e yapılan hava saldırılarıyla ilgili muhaliflere ait uçak gözlemevi, sosyal medya hesabından Lazkiye’deki Hımeymim üssünden kalkan 3 Rus savaş uçağının saldırılar düzenlediğini belirtti.

Rus savaş uçaklarının Zurzur köyüne gerçekleştirdiği hava saldırısında Türkiye’den bir sivil toplum kuruluşunun yetim çocuklar için yaptırdığı briket evlerin yakını da hedef alındı. Hava saldırıları düzenleyen uçaklardan atılan bombalardan biri evlerin 100 metre yakınına düştü.

Saldırılarla ilgili ölü ve yaralı bilgisi paylaşılmadı.

İdlib’deki durum

Türkiye, Rusya ve İran arasında 4-5 Mayıs 2017’de gerçekleşen Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam’daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 “gerginliği azaltma bölgesi” oluşturuldu.

Rejim ve İran destekli teröristler, Rusya’nın hava desteğiyle 4 bölgeden 3’ünü ele geçirip İdlib’e yöneldi. Türkiye, Eylül 2018’de Rusya ile ateşkesi güçlendirmek için Soçi’de ek mutabakata vardı.

Rusya ve rejim güçleri, Mayıs 2019’da tüm bölgeyi ele geçirmek için operasyonlara başladı ve İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içinde çok sayıda büyük yerleşimi ele geçirdi.

Son olarak Türkiye ve Rusya arasında 5 Mart 2020’de Moskova’da yeni bir mutabakat sağlandı.

Rejim güçlerinin zaman zaman ihlal ettiği ateşkes büyük ölçüde korunuyor. 2017-2020 döneminde yaklaşık 2 milyon sivil, Rusya ve rejim güçlerinin saldırılarında Türkiye sınırına yakın bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Beşiktaş ‘Devler Ligi’ne mağlubiyetle başladı

UEFA Şampiyonlar Ligi C Grubu’nda oynanan BeşiktaşBorussia Dortmund maçı Alman temsilcisinin 2-1’lik üstünlüğü ile tamamlandı.

6. dakikada Beşiktaş gole yaklaştı. Pjanic’in sol çaprazdan uzun pasında ceza sahası içinde topu kontrol eden Batshuayi şutunu çıkardı. Kaleci Kobel topu kornere çeldi.

20. dakikada Borussia Dortmund öne geçti. Orta sahada Dahoud’un uzun pasında sağ çizgide topla buluşan Meunier, meşin yuvarlağı bekletmeden ceza sahasına yönelen Bellingham ile buluşturdu. İngiliz oyuncunun topu düzelttikten sonra dar açıdan yaptığı vuruşta meşin yuvarlak filelere gitti: 0-1.

27. dakikada sol kanatta Guerreiro’nun pasında Welinton ile Rosier’in anlaşmazlığı sonucunda topun sahibi olan Mallen, sol çaprazdan ceza sahasına girdi. Kaleci Ersin ile karşı karşıya kalan bu oyuncu, pasını Haaland’a aktardı. Norveçli oyuncunun uygun durumda yaptığı vuruşta meşin yuvarlak üstten auta çıktı.

28. dakikada sağ çaprazda topla buluşan Haaland, pasını son çizgiye yönelen Brandt’a verdi. Bu oyuncu meşin yuvarlağı bekletmeden şık bir şekilde Marco Reus’a aktardı. Reus’un şutunda top kaleci Ersin Destanoğlu’ndan döndü.

45+3. dakikada Borussia Dortmund farkı 2’ye çıkardı. Sol kanatta Guerreiro’nun taç atışında topu kontrol eden Bellingham, Welinton’u çalımladıktan sonra pasını Haaland’a verdi. Bu oyuncunun altıpası içinden çıkardığı şutta meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 0-2.

Karşılaşmanın ilk yarısını Borussia Dortmund 2-0 önde tamamladı.

İkinci yarı

52. dakikada Meunier’nin sağdan ortasına Guerreiro’nun ceza yayı içinden şutunda, meşin yuvarlak az farkla üstten auta çıktı.

67. dakikada gelişen Beşiktaş atağında Ghezzal’ın savunmanın arkasına pasında Batshuayi topu kontrol etti. Sağ çaprazdan ceza sahasına giren Belçikalı oyuncunun şutunda meşin yuvarlak, açısını kapatan kaleci Kobel’den döndü.

90+2. dakikada Wolf’un sağdan pasında arka direkte Knauff’un uygun durumda çıkardığı şutta, meşin yuvarlak üste direğe çarparak auta gitti.

90+4. dakikada Beşiktaş farkı 1’e indirdi. Pjanic’in ceza sahası dışı sağ çaprazdan kullandığı serbest atışta, ceza sahası içinde iyi yükselen Montero’nun kafa vuruşunda top ağlarla buluştu: 1-2.

Kalan sürede başka gol olmadı ve Borussia Dortmund karşılaşmadan 2-1 galip ayrıldı.

Beşiktaş bu sezon ilk kez gol yedi

Beşiktaş, bu sezon resmi maçlarda ilk gollerini Borussia Dortmund’tan yedi.

Ligde oynadığı 4 maçta kalesini gole kapatan siyah-beyazlı ekibe, bu sezonki ilk resmi golü 20. dakikada Bellingham attı.

Beşiktaş ayrıca Borussia Dortmund karşısında bu sezon ilk kez resmi bir maçta mağlubiyet yaşamış oldu.

Aynı zamanda, teknik adamlık kariyerinde ilk kez UEFA Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın’ın “Devler Ligi” macerası da mağlubiyetle başladı.

Montero siftah yaptı

Geçen sezonu Beşiktaş’ta kiralık geçiren ve bu sezon yeniden transfer edilen Montero, Borussia Dortmund karşısında ilk gol sevincini yaşadı.

Bu sezon aynı zamanda ilk kez siyah-beyazlı formayla sahaya çıkan İspanyol savunma oyuncusu, 90+4. dakikada kullanılan serbest vuruşta meşin yuvarlağı kafa vuruşuyla ağlara gönderdi ve takımının tek golünü atan isim oldu.

Vodafone Park’ta yine bir Alman ekibine yenildi

Siyah-beyazlı ekip, İnönü Stadı’nın yıkılmasının ardından yeni evi Vodafone Park’ta oynadığı 8 Şampiyonlar Ligi maçında sadece Alman ekiplerine yenildi.

Vodafone Park’ta oynadığı son Şampiyonlar Ligi maçında Bayern Münih’e son 16 turunda 3-1 yenilen Beşiktaş, 3 sezonluk aranın ardından yine bir Alman ekibi olan Borussia Dortmund maçından mağlubiyetle ayrıldı.

Siyah-beyazlı ekip aynı zamanda Vodafone Park’ta oynanan Şampiyonlar Ligi maçlarında tek galibiyetini ise yine bir Alman ekibine karşı aldı. 2017-2018 sezonunda RB Leipzig’i İstanbul’da 2-0 yenen “Kara kartallar”, diğer maçlarda Dinamo Kiev, Napoli, Benfica, Monaco ve Porto ile berabere kaldı.

Tribünler mağlubiyete rağmen destek verdi

Beşiktaşlı taraftarlar karşılaşmanın sona ermesinin ardında siyah-beyazlı futbolcuları tribünlere çağırdı.

Taraftarlar, futbolculara sevgi gösterilerinde bulunurken, siyah-beyazlı oyuncular da tribünlere alkışlarla karşılık verdi.

Sergen Yalçın: İlk golü biz atsaydık başka oyun olacaktı

Beşiktaş’ın teknik direktörü Sergen Yalçın, yenilmelerine rağmen sergiledikleri performanstan memnun olduklarını söyledi.

Vodafone Park’ta oynanan karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Yalçın, iyi mücadele ettiklerini belirtti.

Üst seviye bir takımla karşılaştıklarını belirten Sergen Yalçın, “Seviye ve tempo olarak çok yüksek bir maçtı. Bu tür maçları oynamak kolay değil. Maçın tamamında rakibe karşı koyabildiğimizi ve oyun olarak cevap verebildiğimizi düşünüyorum. İlk golü biz atsaydık başka oyun olacaktı. Onlar atınca, onların istediği oyun oldu. İlk yarıyı 1-0 geride tamamlasak başka oyun olabilirdi. Golü erken bulsaydık başka oyun ortaya çıkabilirdi. Şanssızlığımız da olduğunu düşünüyorum. Oyuncuların isteğini ve mücadelesini beğendim. Diğer takımlarla başa baş mücadele edeceğimizi hissettik. Kötü bir başlangıç yaptık ama 5 maç var, her şey olabilir.” ifadelerini kullandı.

Bu karşılaşmadan önemli dersler çıkaracaklarını aktaran Yalçın, “1 metre, yarım metre önümüze düşmeyen toplar var. Onlara karşı bu kadar mücadele etmek, kırılma anlarının olması bizi çok ümitlendirdi. Skor anlamında olmasa da bizi tatmin edebilecek bir başlangıç yaptığımızı düşünüyorum. Maçı kaybettik ama başka şeyler de kazandık. Mücadele ve koşu seviyeleri yeterli ancak küçük ayrıntılar çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Taçtan yediğimiz gol takımın psikolojik olarak düşmesinin sebebi. Bu seviyede olmaması gereken bir şey. Ancak artıların daha fazla olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde görüş belirtti.

Sergen Yalçın, A Milli Futbol Takımı’nın başına Beşiktaş’tan takım arkadaşı Alman teknik adam Stefan Kuntz’un getirileceği iddialarıyla ilgili, “Hayırlı olsun. Benim yorumlayacağım bir konu değil. Bizden bir yardım istenirse elimizden geleni yaparız.” diyerek sözlerini tamamladı.

Karaman: “Çok iyi bir maç çıkardık”

Beşiktaş’ın milli oyuncusu Kenan Karaman, mağlup olmalarına rağmen iyi bir performans sergilediklerini kaydetti.

Karşılaşmanın ilk 20 dakikasında oyunun kontrolünün kendilerinde olduğunu ifade eden Kenan, “Çok iyi bir maç çıkardık. İlk golü bulsak maç değişik olabilirdi. Daha sonra 1-0 geriye düştük. Bu, bizi oyundan düşürdü. Bu maçta Şampiyonlar Ligi’ne ayak uydurabildiğimizi düşünüyorum. Maçları iyi analiz edeceğiz. Grupta her takımın eşit şansı var. İyi bir ekibiz. Bu gruptan çıkacağımıza inanıyorum. Diğer maçlar için ümitliyim.” değerlendirmesinde bulundu.

Marco Rose: İlk 20 dakika Beşiktaş çok baskın oynadı

Almanya ekibi Borussia Dortmund’un teknik direktörü Marco Rose, güçlü bir takıma karşı kazandıkları için mutlu olduklarını söyledi.

Rose, “İlk 20 dakika Beşiktaş çok baskın oynadı. Bize ciddi zorluk yarattı. Golden sonra ilk yarı oyunu biz kontrol ettik. Daha sonra ikinci golü de bulduk. Beşiktaş çok güçlü bir takım. Güzel bir maçtı.” ifadelerini kullandı.

Alman teknik adam, ilk golü atan ve ikinci golün pasını veren İngiliz oyuncu Jude Bellingham’ın performansıyla ilgili bir soruya, “Çok iyi bir takım oyuncusu. Çok değerli, azimli ve hırslı biri. İlk golü attı, ikinci golü attırdı. Süper bir oyuncu.” cevabını verdi.Marco Rose, A Milli Futbol Takımı’nın başına vatandaşı Stefan Kuntz’un getirileceği iddialarıyla ilgili, “Kendisini ispat etmiş bir hoca. Birçok kez şampiyonluk elde etti. Genç oyuncularla iyi iletişim sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de 28 bin 224 kişinin Kovid-19 testi pozitif çıktı, 248 kişi hayatını kaybetti

Sağlık Bakanlığınca Günlük Koronavirüs Tablosu, “covid19.saglik.gov.tr” adresinden paylaşıldı.

Buna göre, Türkiye’de son 24 saatte 341 bin 4 Kovid-19 testi yapıldı, 28 bin 224 kişinin testi pozitif çıktı, 248 kişi hayatını kaybetti, iyileşenlerin sayısı ise 28 bin 536 oldu.

18 yaş üstü nüfusta birinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 84,02, ikinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 66,35 olarak kayıtlara geçti.

Türkiye’de bugüne kadar yapılan aşı sayısı toplamda 103 milyon 526 bin 811’e yükseldi. Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında son 24 saatte toplam 525 bin 195 doz aşı uygulandı.

En az bir doz aşı uygulananların oranı en yüksek 10 il Muğla, Kilis, Tekirdağ, Yalova, Edirne, Amasya, Çanakkale, Aydın, Antalya ve Eskişehir oldu.

En az bir doz aşı yapılanların oranının en düşük olduğu iller ise Gümüşhane, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Mardin, Bingöl, Siirt, Muş, Bayburt ve Elazığ olarak sıralandı.

Sosyal medya hesabından günlük tabloyu paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Can kaybımız 248. Vaka sayımız 28 bin 224. Hareketliliğin, dolayısıyla temasın çok yoğun olduğu bir dönemdeyiz. 28 binin üzerine çıkan yeni vaka sayısına karşı hepimiz tedbirleri uygulamalı, çift doz aşıda hızlı olmalıyız. Salgına karşı başarının şartı birlikte hareket etmektir.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 2023, Türkiye’nin ve Türk milletinin yeniden şahlanışının sembolüdür

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen “6. Anadolu Medya Ödülleri” programında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına ödül alanları tebrik ederek başladı.

Bünyesinde 320 mahalli ve bölgesel radyoyu, televizyonu, gazeteyi, dergiyi bir arada buluşturan Anadolu Yayıncılar Derneğinin (AYD) yürüttüğü faaliyetleri takdirle izlediklerini belirten Erdoğan, derneğin mahalli basının sesi olma yanında milli meselelerde ortaya koyduğu onurlu tavrın Türk medyasının gerçek duruşunu yansıttığına inandığını söyledi.

Medya özel ödülleri kapsamında Ahmet Kekeç, Ferhat Koç, İbrahim Toru, Markar Esayan gibi son yıllarda hayatını kaybeden isimlerin yaşatılıyor oluşunun önemli bir vefa ve kadirşinaslık örneği olduğunu aktaran Erdoğan, bu vesileyle görevleri başında hayatını kaybedenler başta olmak üzere ahirete irtihal eden tüm medya mensuplarını rahmetle andı.

Özgür, sorumlu ve milli basının milletin aydınlık yarınlara ulaşma mücadelesinin en önemli destekçilerinden olduğunu vurgulayan Erdoğan, ülkenin dört bir yanında adeta dişini tırnağına takarak çeşitli mecralarda görevlerini yürüten tüm medya mensuplarına teşekkür etti.

Erdoğan, “Hakikatin, hakkın, hukukun, özgürlüğün, velhasıl insana dair her özlemin savunucusu olarak gördüğüm medya mensuplarımızın her birine başarılar diliyorum. Bilhassa bugün burada birlikte olduğumuz kardeşlerimize büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına verdikleri destek için şükranlarımı sunuyorum. Siyasi hayatımız boyunca hep yakın mesai içinde olduğumuz basınımızla inşallah daha nice yolları birlikte yürüyecek, daha nice güzel haberler paylaşacağız.” diye konuştu.https://www.youtube.com/embed/yWv_O6Hu-tk

“Anadolu basını demokrasinin beslenmesi ve sağlıklı işlemesi bakımından hayati öneme sahip”

Anadolu basınının demokrasinin beslenmesi ve sağlıklı işlemesi bakımından hayati öneme sahip olduğunu dile getiren Erdoğan, hem halkın vaktinde ve doğru bilgilenmesi hem de idarecilerin halkın gündemini sağlıklı takip edebilmesi bakımından medyanın yeri doldurulamayacak bir görev ifa ettiğini vurguladı.

Doğru ve hakikatli bir kanaatin beslediği demokrasi kültürünün milli iradenin üstünlüğünün güçlü şekilde korunmasının da temel şartı olduğunu belirten Erdoğan, genel olarak basın, özellikle de Anadolu basınının bu yönüyle de mutlaka desteklenmesi ve teşvik edilmesi gereken bir vazife gördüğünü kaydetti.

Tüm bu misyonların hakkıyla ifasının, mahalli basının görevini meslek ahlakından taviz vermeden ve ülkesine karşı sorumluluklarının bilinci içerisinde yerine getirmesine bağlı olduğunun altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şayet Anadolu basını bu iki hususta taviz vermeden yoluna devam ederse gücünü hiçbir zaman kaybetmez, tam tersine daha da artırır. Her şeyin küreselleştiği, her şeyin dijitalleştiği, her şeyin teknolojik mecralara evrildiği bir dönemde insanı sosyal çevresiyle hala merkezde tutan sahiciliğin son kalesi işte bu anlayışla çalışan basın olacaktır. Bir insanın ölümünü trajedi, bir milyon insanın ölümünü istatistik olarak gören zihniyetin dünyamızı istila etmeye başladığı bir dönemde siz her bir insanı ayrı bir değer kabul eden yaklaşımla farkınızı ortaya koyabilirsiniz. Sosyal medya gibi doğrunun yalanla, iftiranın kumpasla, çarpıtmanın kötü niyetle, sinsiliğin çıkarcılıkla karıştığı mecraları zapturapt altına alacak olan da yine sizin gayretinizdir. Gücünü insandan alan, malzemesi de muhatabı da insan olan Anadolu basınımız kendini bu doğrultuda ne kadar geliştirirse geleceğine o derece güvenle bakar. Tüm kalbimle inandığım şu gerçeği bir kez de sizlerin huzurunda ifade etmek istiyorum. Medyamızın yüz akları, tüm değerleri, tarihi, kültürüyle milleti aşağılayan mankurtlar değil, bu millete hizmet etmeyi en büyük şeref kabul edenlerdir.”

Bunları söylerken aslında ülkede geçmişi iki asrı bulan basın hayatında aşağı yukarı hep aynı başlıklar altında gündeme getirilen tartışmaları da ifade etmiş olduklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Tartışmanın bir tarafında icraatlarının eleştirilmesinden hoşlanmayan yönetimler, diğer tarafında ise maşeri vicdan yerine belli çıkar çevrelerinin aparatı olmakla itham edilen basın vardır. Nitekim basın tarihiyle ilgili çalışmalara baktığımızda Avrupa ve Amerika’daki basının ortaya çıkış ve gelişme süreciyle bizdeki serencamı arasındaki keskin fark açıkça görülmektedir. Bununla birlikte Çanakkale Savaşı, İstiklal Harbi, Kıbrıs çıkarması, terörle mücadele, 15 Temmuz gibi kritik dönemlerde basının önemli bir kısmının sergilediği onurlu yaklaşım tarihimize şanla, şerefle kaydedilmiştir. Aynı şekilde 27 Mayıs Yassıada yargılamaları, muhtıralar, 12 Eylül, 28 Şubat gibi dönemlerde ülkesinin ve milletinin değil de darbecilerin yanında saf tutanlar da milli hafızamızın kara kaplı defterine mimlenerek işlenmiştir. Milletimiz bilhassa 1960’tan beri darbecilere ve onların yaptığı insanlık dışı işlere kılıf bulmaya çalışan gazeteci sıfatlı haysiyet cellatlarını unutmadı, unutmayacak. Ülkesi, halkı ve mesleğinin itibarı için özgürlüğü ve canı dahil her türlü riski göze alarak mücadele eden gazetecileri de bu millet asla unutmadı ve unutmayacak.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün burada bu meslek mensuplarıyla bir arada olmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Türkiye’nin son 2 asrının sadece basın değil, her alanda arayışlarla, keskin yol ayrımlarıyla geçtiğini dile getiren Erdoğan, Batı’nın sömürgecilik ve sanayileşme yoluyla oluşturduğu maddi üstünlük karşısında eldeki son vatan toprağı Anadolu’nun dahi tehlikeye girdiği dönemler yaşandığını, milletin canını dişine takarak verdiği mücadelelerden sonra da rahat bırakılmadığını anlattı.

Erdoğan, Anadolu’ya sahip olamayanların milletin ruhunu işgal etmek, her şeyini elinden almak için içeriden ve dışarıdan nice yollara, yöntemlere başvurduklarını ifade ederek, tek parti faşizmi, darbeler, vesayet, siyasi, sosyal ve ekonomik saldırıların bu zorlu sürecin farklı dönemlerdeki tezahürleri olduğunu söyledi.

Türkiye’nin sanayi devrimini kaçırmasını, bilgi ve teknoloji devriminde geride kalmasını sağlayanların Türkiye’yi yeniden yapılanan küresel siyasi ve ekonomik düzenden dışlamak için var güçleriyle çalıştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama bu defa farklı bir Türkiye ile karşı karşıya kaldılar. Artık siyasetini, ekonomisini, dış politikasını, sosyal dinamiklerini diledikleri gibi yönlendirebilecekleri bir Türkiye olmadığını gördüler. Rahmetli Menderes ve Özal’ın başlattığı demokrasi ve kalkınma hamlesini geçtiğimiz 19 yılda en üst seviyeye çıkarmış, kendi politikalarını kendi belirleyen bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıya kaldılar.” ifadelerini kullandı.

Söz konusu güçlerin, bölgesinde hem sahadaki varlığıyla hem masadaki gücüyle söz sahibi bir Türkiye olduğunu yaşayarak kabullendiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Dünyada haksızlıklara, adaletsizliklere, riyakarlıklara meydan okuyan, mazlumların ve mağdurların umudu bir Türkiye fotoğrafının yükseldiğini fark ettiler. Altyapısını tamamlamış, yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve büyüme hedefiyle 2023’e yürüyen bir Türkiye hakikati, attıkları her adımda karşılarına çıktı. Bununla kalmayıp evlatlarına 2023’ü, 2071’i hedef gösteren, vizyon sahibi bir Türkiye’nin yükselişini şu anda seyrediyorlar. Daha düne kadar bırakınız 30 yılı, 50 yıl sonrasını, 3 gün, 5 gün sonrasını göremeyen, buna göre hesap yapamayan bir Türkiye’den böyle bir ufka sahip bir Türkiye’ye ulaşmanın anlamını en iyi sizler bilirsiniz.

Ekonomisi birkaç milyar dolarlık spekülasyonlarla yerle yeksan olan, siyaseti birkaç ihtirasla, aktörle kaosa sürüklenebilen, güvenliği 3-5 teröristle tehlikeye düşürülebilen, sanayisi dışa bağımlı, ticareti hacimsiz, turizmi kısır, toplumsal fay hatları faal, velhasıl her tarafı lime lime dökülen bir Türkiye özlemiyle yanıp tutuşanlar elbette hala mevcut. Bu hevesle son 7-8 yıldır buldukları her araca her fırsatta sarıldılar ama hamdolsun Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu tuzakların tamamını bozduk.”

“Tarihi bir yönetim reformunu hayata geçirdik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizi 2023 hedefleri rayında tutarak, vaktimizi ve enerjimizi heba etme girişimlerini boşa çıkardık. Bununla kalmadık, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş gibi önemi ve anlamı ileride çok daha iyi anlaşılacak olan tarihi bir yönetim reformunu hayata geçirdik. İki asırdır defalarca sergilenen oyunların artık işe yaramadığı bu Türkiye gerçeğini kabullenmek istemeyenlerin, kimi zaman açık kimi zaman gizlice sergiledikleri taktikleri bir bir ifşa ettik.” dedi.

Demokrasinin, hukuk devletinin, özgürlüklerin kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükenlerin, buram buram riyakarlık kokan sözleri ve tavırlarının artık işe yaramadığını bildiren Erdoğan, “Kendi toplumlarının güvenliği ve refahı dışında hiçbir şeyi umursamayanların bencillikleri dönüp dolaşıp kendilerini vuracak bir bumeranga dönüştü. Göçten iklim değişikliğine, terörden salgın krizine kadar dünyanın ve insanlığın tamamını ilgilendiren her yeni sınamada kendilerini gelişmiş olarak nitelendirenlerin aslında ne kadar zayıf oldukları anlaşıldı.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bu sınamalar karşısında verilen başarılı imtihanla farkını ortaya koydukça hesapların sürekli yeniden yapılmaya başlandığını belirten Erdoğan, “İşte bugün büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolundaki en önemli durağımız 2023’ün eşiğindeyiz. Ülkemizi küresel sistemin yeniden yapılanmasının dışına itmek için kıvrananların son umudu 2023’te eski Türkiye’yi yeniden hortlatmaktır. İnşallah bu defa da başaramayacaklar. Milletimiz uzunca bir mücadelenin ardından döktüğü alın teri ve gerektiğinde feda etmekten çekinmediği canı pahasına yakaladığı bu fırsatı kaçırmama azim ve kararlılığını sahiptir.” diye konuştu.

Verdikleri büyük ve güçlü Türkiye mücadelesinde hep yanlarında olan Anadolu medyasının desteğini, girilen bu son süreçte daha güçlü şekilde göreceklerine inandığını bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Unutmayınız bu mesele ne Tayyip Erdoğan’ın kişisel meselesidir ne parti meselesidir ne başka bir kısır hesap meselesidir. 2023, Türkiye’nin ve Türk milletinin yeniden şahlanışının sembolüdür. 2071 özellikle Anadolu’nun ebedi vatanımız olduğu gerçeğini bir kez daha ilanımız olarak ortaya koyduğumuz bir yıl olacaktır. Ve 2053, sahip olduğumuz tarihi mirasımıza sıkı sıkıya sahip çıkmamızın iradesidir. Bu hedeflere ve vizyonlara sahip çıkmak da ülkemizdeki her vatandaşımızın, her kurumumuzun, her kuruluşumuzun en başta gelen sorumluluğudur. Bizim tek yaptığımız da bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışmaktan ibarettir.” ifadelerini kullandı.

“Büyük sıçramayı yapabileceğimiz bir döneme girdik”

Dünyanın terör, göç, iklim değişikliği, kıtlık ve yeni nesil teknolojiler gibi girift meselelerle uğraştığı bir dönemde hiç kimsenin Türkiye’yi yeniden kendi iç çekişmeleri içine gömmesine izin veremeyeceklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Türkiye, geçmişte bu içe dönük kavgaların bedellerini hem maddi hem manevi olarak ziyadesi ile ödedi. Geçtiğimiz 19 yılda 81 vilayetimizin tamamını eğitimden sağlığa, ulaşımdan sanayiye, enerjiden spora her alanda gerçekten çok iyi bir altyapıya kavuşturduk. Gençlerimizin heyecanı, kabiliyeti, azmi, gayreti gözlerinden okunuyor. Sahip olduğumuz altyapı üzerinde ihtiyacımız olan asıl büyük sıçramayı yapabileceğimiz bir döneme girdik.

Gençlerimizle Kahramanmaraş’ta yaptığımız sohbette bunu gördüm ve onların gözlerinde bu ışıltıyı gördüm. Bu imkanı en iyi şekilde değerlendirebilmek için istikrar ve güven ikliminden taviz vermememiz gerekiyor. İnşallah cuma günü Mersin’de yine gençlerimizle beraber olacağız. Milletimiz için hiçbir hayalleri, ülkemiz için hiçbir projeleri, devletimiz için hiçbir programı olmayanların, kendi ideolojik saplantıları ve kişisel hırsları uğruna bu güzel tabloyu tersine çevirmesine rıza gösteremeyiz. Bunun için hep birlikte kazanımlarımıza sahip çıkacağımız, potansiyelimizi en iyi şekilde değerlendireceğimiz siyasi ve sosyal zeminden taviz vermemeliyiz.

Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkı sarılarak tüm dikkatimizi ve gücümüzü geleceğimizin inşasına yönetmeliyiz. İnşallah cuma günü nükleer santralimizi yerinde gidip ziyaret edeceğiz. Geldiği safhayı göreceğiz ve 2023’e, inşallah nükleer santralin ülkemize kazandırıldığını da göreceğiz. Medya kuruluşlarımıza ve medya mensuplarımıza bu tarihi süreçte çok önemli görevler düşüyor. Milletimize hakikatleri göstererek, Türkiye’nin bu hayati sınamadan başarıyla çıkmasına katkı sağlayacağınıza inanıyor, bu duygularla bir kez daha Anadolu Medya Ödülleri’ni tevdi edeceğimiz kurumlarımızı ve arkadaşlarımızı tebrik ediyor, Anadolu Yayıncılar Birliği yöneticilerine bizleri bu güzel atmosferde bir araya getirdikleri için tekrar şahsım milletim adına teşekkür ediyorum.”

Törenden notlar

Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri, medya temsilcileri ve gazeteciler katıldı.

Programda, Anadolu Yayıncılar Derneği tanıtım filmi gösterildi. Dernek Başkanı Sinan Burhan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a günün anısına hediye takdim etti.

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, çeşitli kategorilerde ödüle layık görülenlere ödüllerini verdi.

“Yılın İletişim Ödülü” Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a verildi. “Yılın Haber Ajansı Ödülü”ne layık görülen Anadolu Ajansı adına da ödülü Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz aldı.

Anadolu Yayıncılar Derneği Başkanı Sinan Burhan da törende yaptığı konuşmada, Anadolu medyasının önemine vurgu yaparak, yerel medyanın doğru habercilik yapmak için çok çalıştığını belirtti.

Burhan, “Bizler diğer basın organları gibi 27 Mayıs darbesine destek vermedik, 12 Eylül darbesinde yoktuk, 17-25 Aralık hain darbe girişimi yapan kişi ve kurumlara karşı milli iradenin yanında yer aldık.” ifadesini kullandı.Dijital medya ve sosyal medyanın son dönemde kontrolsüzleşmeye başladığını vurgulayan Burhan, sosyal medyada düzenlemenin yapılması gerektiğini, kimsenin özgürlük adı altında başkasının hayatını karartmaya, ulusal güvenliğe zarar vermeye hakkı olmadığını da sözlerine ekledi.

Faraşin Yaylası kavuştuğu huzurla kamp kuran doğaseverleri ağırlıyor

Yıllarca terörün gölgesinde kalan, kararlılıkla yürütülen operasyonlar sayesinde huzurun tesis edildiği Faraşin Yaylası artık doğal güzellikleri ile adından söz ettiriyor.

Bölgede doğa ile iç içe vakit geçirmek için kamp kurmak isteyen doğaseverler Şırnak’ın Beytüşşebap, Van’ın Gürpınar ilçeleri ile Hakkari sınırlarında bulunan Faraşin Yaylası’nı tercih ediyor.

“Huzur Yaylası”nda çadır kurarak, piknik yapan, Yeşilöz Deresinde balık tutan doğaseverler huzurla vakit geçirmenin keyfini yaşıyor.

“Yaylamızın doğal güzelliklerini artık huzur içinde gezip, görebiliyoruz”

Yaylada kamp kuran Dilgeş Aslan, AA muhabirine, geçmişte terörden dolayı vatandaşların piknik yapmak için dahi yaylaya gidemediğini söyledi.

“Bölgemizde huzur hakim oldu.” diyen Aslan, sağlanan huzur ile yaylaya besicilik yapan göçerlerin ilgisinin de arttığını belirtti.

Aslan, yayladaki huzur ile bölgede hayvancılığın da geliştiğini dile getirerek, “Yayla sahipleri buraya akın etti, herkes hayvan sahibi olup, yeni evler inşa ettiler. Çünkü artık burada huzur var.” dedi.

Bölgede son dönemde trekking ve rafting gibi doğa sporlarına ilişkin faaliyetlerin de arttığına işaret eden Aslan, bundan mutluluk duyduklarını belirtti.

Aslan, “Bölgemiz yıllardır terörden dolayı fazlasıyla zarar gördü. Bölgemizin huzura kavuşmayı hak ettiğini düşünüyoruz. Umarım önümüzdeki yıllarda çok daha güzel şeyler göreceğiz. Kışın yaylamızda bir kayak merkezi olsa güzel olurdu. Bu tür faaliyetlerin ileride olacağına inanıyoruz.” diye konuştu.

“Yaylamızın doğal güzelliklerini artık huzur içinde gezip, görebiliyoruz.” diyen Aslan, şunları kaydetti:

Artık istediğimiz zaman buraya gelerek, pikniğimizi yapıp, çadırlarımızı kurup, gecelerce burada gecelerce kampı sürdürebiliyoruz. Çok güzel bir şey bu. Bu tür faaliyetleri daha önce yapamıyorduk. Bugün gelip özgürce, huzur içinde yaylamızın doğasının güzelliğini yaşayabiliyoruz. Yollarımız düzeltiliyor hatta yol genişletmeler yapılıyor. Bu konuda da yetkililerimize teşekkür ediyoruz.”

“Bu huzuru tesis eden yetkililerimize teşekkür ederim”

Erkan Ertuş ise daha önce yaylaya güvenlik sıkıntısı nedeniyle kimsenin gidemediğini anlatarak, “Kendi coğrafyamızda gezemiyorduk, Üs bölgesinin kurulmasıyla coğrafyamızda huzur var artık. Doğa yürüyüşleri yapabiliyor, kamp kurabiliyoruz. Şu an 6 ay yaylada kalabiliyoruz. Kışın bile yollar açıldığında yaylamıza gelebiliyoruz.” şeklinde konuştu.

Terör nedeniyle daha önce yaylada hayvancılığın yeterli olmadığını belirten Ertuş, üs bölgenin kurulması ile herkesin köyüne döndüğünü, yaylada hayvanlarını beslediğini dile getirdi.

Ertuş, farklı illerden de insanların bölgeye ilgi gösterdiğini ifade ederek, “Bölgemizde arıcılık, büyük ve küçükbaş hayvancılık arttı. Doğamızı görmeye gelen, kamp kuranlar çoğaldı. Göçerlerin sayısı da yükseldi. Faraşin Yaylası’nda doğup büyümeme rağmen çevremdeki birçok yeri bilmiyordum ama huzurun gelmesi ile yaylada güzel yerleri keşfettik. Bu huzuru tesis eden yetkililerimize teşekkür ederim.” dedi.

Salgın korkusu İstanbul’da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

AA muhabirinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerinden derlediği bilgiye göre, İstanbul’da otobüs, metrobüs, şehir hatları, metro, tramvay ve özel deniz hatlarından oluşan toplu ulaşım araçlarının kullanımı Kovid-19’dan etkilendi.

Toplu ulaşım araçlarını kullanan kişi sayısı, pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 kişiyken 2020 yılının ilk 6 ayında yüzde 40 azalarak 653 milyon 674 bin 91’e geriledi. Bu yıl aynı dönemde ise toplu ulaşım kullanımı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 562 milyon 117 bin 871 kişi olarak kayıtlara geçti. Salgından önce 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın aynı dönemi arasında ise yüzde 49’luk düşüş yaşandı.

Aylık bazda en çok düşüsün ocak ayında yaşandığı görüldü.

2020 yılının mart ayında açıklanan ilk vakadan önceki ocak ayında toplam 198 milyon 58 bin 227 kişi toplu ulaşım araçlarında yolculuk etti. Bu yılın ocak ayında bu sayı yüzde 61 azalarak 77 milyon 8 bin 237 kişiye geriledi.

Otobüs yolculuğu yüzde 62 düştü

Toplu ulaşımın temel araçlarından otobüs ile 2020 yılının ocak ayında 95 milyon 76 bin 590 kişi yolculuk ederken 2021 yılının ocak ayında otobüsle yolculuk yüzde 62 düşüşle 36 milyon 164 bin 384 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 525 milyon 832 bin 542 kişi otobüsü tercih ederken 2020 yılının ilk 6 ayında bu sayı yüzde 38 düşerek 332 bin 353 bin 43’e, 2021 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 18 daha düşerek milyon 261 milyon 619 bin 516 kişiye geriledi.

Marmarayı 2020 yılının ocak ayında toplam 12 milyon 623 bin 321 kişi tercih ederken 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 61 düşüşle toplam 4 milyon 836 bin 286 kişiye geriledi.

Marmarayla 2019 yılının ilk 6 ayında 49 milyon 718 bin 190 kişi yolculuk ederken 2020 yılının ilk 6 ayında yolculuklar yüzde 18’lik düşüşle 40 milyon 794 bin 814 kişiye, 2021 yılında yüzde 9’luk daha düşüşle 37 milyon 140 bin 795 kişiye geriledi.

Metroyu kullanan yolcu sayısı 2020 yılının ocak ayında toplam 59 milyon 667 bin 987 kişiyken bu sayı 2021 yılının ocak ayında yüzde 61 azalarak 23 milyon 376 bin 237 kişi oldu.

Metroyu, 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 338 milyon 430 bin 405 kişi kullanırken, 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 44 düşüşle 188 milyon 752 bin 46 kişiye, bu yıl ise 170 milyon 829 bin 414 kişiye geriledi. 2019 yılına kıyasla yılın ilk ayında yolcu sayısı yüzde 50 azaldı.

Metrobüsle 2020 yılının ocak ayında toplam 24 milyon 876 bin 452 kişi yolculuk ederken bu yılın ocak ayında metrobüsü 10 milyon 808 bin 723 kişi kullandı. Buradaki düşüş de yüzde 57 olarak kayıtlara geçti.

Metrobüsü 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 146 milyon 501 bin 537 kişi, 2020 yılının ilk 6 ayında ise 82 milyon 611 bin 648 kişi kullandı. Bu yılın ilk 6 ayında ise 77 milyon 348 bin 372 kişi metrobüsle seyahat etti. Pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 47 fark görüldü.

İstanbul Şehir Hatları’nda yüzde 67’lik düşüş

Deniz ulaşımında tercih edilen İstanbul Şehir Hatları’nda 2020 yılının ocak ayında 2 milyon 568 bin 978 kişi yolculuk ederken, 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 67 azalarak 841 bin 348 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 19 milyon 348 bin 6 kişi şehir hatlarını kullanırken 2020 yılının ilk 6 ayında şehir hatlarının kullanan yolcu sayısı yüzde 56 azalarak 8 milyon 562 bin 113 kişi oldu. Bu yılın aynı döneminde ise 7 milyon 425 bin 349 kişi Şehir Hatlarıyla yolculuk etti. Pandemi öncesi 2019’un ilk 6 aylı ile bu yılın aynı dönemi kıyaslandığında düşüş yüzde 62 olarak hesaplandı.

İstanbul Deniz Otobüslerini (İDO), 2020 yılının ocak ayında 133 bin 490 kişi kullanırken, bu yılın aynı döneminde bu sayı yüzde 56 azalarak 58 bin 665 kişiye geriledi.

İDO’yla 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 1 milyon 86 bin 676 kişi yolculuk ederken, 2020 yılının aynı döneminde yolcu sayısı yüzde 55 düşüşle 485 bin 694 kişiye, 2021 yılında ise 412 bin 458 kişiye geriledi. İDO’nun yolcu sayısında bu yılın 6 aylık döneminde 2019 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 62’lik gerileme yaşandı.

Özel Deniz İşletmelerini 2020 yılı ocak ayında toplam 3 milyon 111 bin 409 kişi kullanırken bu yılın aynı ayında yüzde 70 gerilemeyle 922 bin 594 kişi kullandı.

Deniz işletmelerini 2019 yılının ilk 6 ayında 20 milyon 172 bin 119 kişi kullanırken 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 50 azalışla 10 milyon 114 bin 733 kişiye düştü. Bu yıl ise 7 milyon 401 bin 967 kişi bu ulaşımı tercih etti. 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 63 fark oluştu.

“Sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu”

İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, normalde İstanbul’da günde yaklaşık 8 milyon kişinin yolculuk yaptığını, salgından sonra bu sayının 900 binlere kadar düştüğünü söyledi.

Salgınla beraber kısıtlamalar olduğunu ve bu durumun da yolcu sayısını düşürdüğüne değinen Ilıcalı, şöyle konuştu:

“Bu arada tabii salgından dolayı sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu. Biz bunun için de 150 bin kişilik bir anket, araştırma yaptık, aldık değerleri inceledik. Gördük ki bir günde tahmini olarak sosyal mesafe endişesiyle 350 bin yolcu özel araca gitti. Özel aracı olup kullanmayanlar, araçlarını kullanmaya başladı. Araç kiralandı. Kiralanan araçlardan, satılan araçlardan, ikinci el araçlardan da bu anketimizi doğruluyoruz.”

2021-2022 Eğitim ve Öğretim Yılının başlamasıyla hayatın normale dönmeye ve toplu ulaşım kullanımının yeniden artmaya başladığını ifade eden Ilıcalı, üniversitelerin de eğitim hayatına başlamasıyla toplu ulaşım kullanımının eski haline geleceğini anlattı.

Bu kapsamda, tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Ilıcalı, “Toplu ulaşımdaki azalmanın nedeni kısıtlamalar, birçok işin ofis yerine evden yapılması, bu arada tabii ki bazı insanların sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşım yolculuklarını terk etmesi ama şimdi mecburen yine bu yolculuklar artmaya başlayacak. Özellikle üniversitelerin açılmasıyla eski rakamları da geçecek. Çünkü nüfus artıyor, talepler artıyor.” diye konuştu.

Toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesinin İstanbul trafiğine çok olumsuz bir etkisi olduğunu anlatan Ilıcalı, şunları kaydetti:

“İstanbul’da normal olarak zaten yollar zirve saatlerde, sabah evden işe giderken, evden okula giderken veya tersi akşam dönerken, zirve saatlerinde muazzam bir yoğunluk yaşanıyordu, kuyruklar oluşuyordu, zorlamalı bir akım vardı. Hızlarımız on kilometreye saate düşüyordu. Şimdi yollara baktığımız zaman bu tıkanıklığın en önemli nedeni yüzde 80’i, 90’ı bir veya iki yolculu özel araç. Dolayısıyla pandemiyle beraber ilave bir 350 binlik bir araç oldu. Şimdi normale dönüşte bu artışlar yine olacak. Bu sefer artık bir zorlamalı akım değil uzun kuyruklar olacak, katlanılamaz bir durum olacak. Şunun altını çiziyorum. Trafikte bir katlanılabilir bir durum elde etmemiz lazım. Trafiği öyle yönetmemiz lazım ki sorumlu kuruluşlar olarak, katlanılabilir olsun. Bu ne demek?15, 20 kilometre saat hızımız olsun. 10 kilometre saatin altına düşerse bu hızlar, bu çok uzun süreli kuyruklar demektir. Bu katlanılamaz bir durumdur. Bunun tedbirini almak lazım.”

Denizaltıların torpido kovan bölümü ilk kez Türkiye’de üretildi

Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ’den (STM) yapılan açıklamaya göre, dünyanın en aktif donanmalarından Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından başlatılan Yeni Tip Denizaltı Projesi’nde (YTDP) kritik bir aşama daha tamamlandı.

https://platform.twitter.com/embed/Tweet.html?creatorScreenName=https%3A%2F%2Ftwitter.com%2Fanadoluajansi&dnt=false&embedId=twitter-widget-0&features=eyJ0ZndfZXhwZXJpbWVudHNfY29va2llX2V4cGlyYXRpb24iOnsiYnVja2V0IjoxMjA5NjAwLCJ2ZXJzaW9uIjpudWxsfSwidGZ3X2hvcml6b25fdHdlZXRfZW1iZWRfOTU1NSI6eyJidWNrZXQiOiJodGUiLCJ2ZXJzaW9uIjpudWxsfSwidGZ3X3NwYWNlX2NhcmQiOnsiYnVja2V0Ijoib2ZmIiwidmVyc2lvbiI6bnVsbH0sInRmd192ZGxfY2hpcnBfMTI3OTQiOnsiYnVja2V0IjoidmRsX2FuZF9jaGlycCIsInZlcnNpb24iOjN9fQ%3D%3D&frame=false&hideCard=false&hideThread=false&id=1437698065721348098&lang=en&origin=https%3A%2F%2Fwww.aa.com.tr%2Ftr%2Fbilim-teknoloji%2Fdenizaltilarin-torpido-kovan-bolumu-ilk-kez-turkiye-de-uretildi%2F2364475&sessionId=5ac015a9a0d3aa7a88eee797f1f7c9b7b38e7bd2&siteScreenName=https%3A%2F%2Ftwitter.com%2Fanadoluajansi&theme=light&widgetsVersion=1890d59c%3A1627936082797&width=550px

Dünyada sayılı ülkelerin üretimini yapabildiği, denizaltı torpido kovanlarının yer aldığı baş kısım (Section 50), ilk kez Türkiye’de, yerli ve milli imkanlarla, STM mühendisliği ve koordinasyonunda, Gürdesan Tersanesi’nde üretildi. Reis sınıfı denizaltılar için üretilen ilk Section 50, Yalova’da bulunan Gürdesan Tersanesi’nden, deniz yolu ile Gölcük Tersane Komutanlığı’na teslim edildi. Milli imkanlarla üretilen ve teslim edilen ilk Section 50, YTDP’nin 3. denizaltısı TCG MURATREİS’e entegre edilecek.

“Milli denizaltı üretimine giden yolda önemli tecrübe kazanımı”

Açıklamada konuşmasına yer verilen Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, “Türk donanmasının en modern denizaltı platformu olacak, Yeni Tip Denizaltı Projesi’nde (Reis Sınıfı Denizaltılar), kritik bir aşamayı daha başarıyla tamamladık. Denizaltıların en kritik bölümü olan, torpido kovanlarının yer aldığı baş kısım Section 50’nin üretimini, ilk kez ülkemizde gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Torpido kovanlarının yer aldığı baş kısmın yerlileştirilmesi, Milli Denizaltı Projesi’ne giden yolda, önemli bir tecrübe kazanımı oldu.” ifadelerini kullandı.

“Reis Sınıfı Denizaltılar için 33 sistemi yerlileştirdik”

STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Mavi Vatan’da caydırıcılığı artıracağını ve Reis Sınıfı Denizaltıların üretiminde, tarihi bir başarıya imza attıklarını belirtti. Güleryüz, “Reis Sınıfı Denizaltılar için üretimine devam ettiğimiz, Section 50’nin ilk teslimatını gerçekleştirdik. Projede, hedeflenen yerlilik oranının üzerine çıkmayı başardık. YTDP kapsamında, bugüne kadar 33 sistem yerlileştirdik. STM olarak, YTDP projesi kapsamında, 19 yerli firma ile çalışarak, yerli yüklenicilerin kapasitesinin geliştirilmesine de katkı verdik. STM, Milli denizaltı üretimine giden yolda, yerlileştirmeyle ilgili ekosistemini başarıyla oluşturmaya devam ettiğini bir kez daha göstermiş oldu. Bu vesileyle, projenin hayata geçirilmesine öncülük eden, eski Deniz Projeleri Direktörümüz Mazlum Savaş Onur’u rahmetle anıyor, projede emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımı kutluyorum.” açıklamasında bulundu.

“Mart 2022’ye kadar 3 adet Section 50 daha teslim edilecek”

Açıklamada yer alan bilgilere göre, ilk teslimatı yapılan 3. gemi Section 50’nin üretimi 2018 yılında başladı. Türkiye’nin askeri denizcilik alanında lider mühendislik şirketi STM’nin koordinasyonunda, söz konusu mukavim teknenin, nozul delikleri işlendi; kovan kaynakları yapıldı. Boya ve montaj işlemlerinin ardından Section 50, büyük başarı ile kabul testlerini çok kısa bir sürede, sıfır hata ile tamamladı. STM ve Gürdesan, projedeki 4, 5 ve 6. denizaltıların Section 50 bölümünü ise Mart 2022’ye kadar teslim etmeyi hedefliyor.

8 adet güdümlü mermi atacak

Türk donanmasının en modern denizaltı platformu olacak Reis sınıfı denizaltıların, en kritik bölümü olan Section 50, denizaltı ana silahlarını ve güdümlü mermilerin atılmasını sağlayan sistemleri içinde barındırıyor. Üretilen Section 50 sayesinde Reis Sınıfı Denizaltılar, 8 adet 533mm’lik torpido kovanı ile silahlandırılıyor. Proje kapsamında 2022 yılından itibaren, 6 adet Reis Sınıfı Denizaltı’nın teslimatına başlanacak. İlk iki denizaltının, torpido kovanlarının yer aldığı bölüm, projenin ana yüklenicisi Alman ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) tarafından üretildi. 3, 4, 5 ve 6. denizaltılarda yer alacak Section 50 bölümü ise Türkiye’de ilk kez STM ana alt yükleniciliğinde, Gürdesan Tersanesi’nde üretiliyor.

STM, Reis Sınıfı Denizaltılarda kritik rol oynuyor

Türk Deniz Kuvvetleri’nin Mavi Vatan’da caydırıcılığını artıracak, Reis Sınıfı Denizaltıların üretiminde, STM önemli roller üstleniyor. Denizaltı konusundaki dizayn yetkinliğini ve tecrübesini YTDP için ortaya koyan STM, Section 50 kapsamında; projenin tüm koordinasyonunu sağlıyor. İnşa planlarının yapılması, montajlarının kontrol edilerek, teslime hazır hale getirilmesi ve teslim aşamalarının takibi, STM’nin uzman ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor. Section 50’nin dışında STM, YTDP’de; tasarım, mühendislik ve sistem entegrasyon faaliyetlerini yürütüyor. Gemi inşasında kullanılacak malzeme, cihaz/sistemlerin yerlileştirme çalışmasına katkı sunan STM, projede yerli katkıyı artırmak, denizaltı mukavim olmayan tekne bloklarını ve bazı GRP ünitelerini (Denizaltı Kompozit Üstyapısı) yurt içinde imal ettiriyor.

Türk donanması için üretilen MİLGEM Ada Sınıfı Korvetlerin ana alt yükleniciliğini üstlenen STM, bu yıl denize indirilen Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL’un (F-515) ana yükleniciliğini başarıyla yürütürken, Ukrayna Donanması için Korvet İnşasını da başarıyla sürdürüyor. AY Sınıfı Denizaltıların modernizasyonunu tamamlayan STM, Preveze Sınıfı Denizaltı Yarıömür Modernizasyonu’nda kritik görevler üstleniyor. Askeri denizcilik alanındaki mühendislik kabiliyetlerini, dost ve kardeş ülkelere de taşıyan STM, Pakistan Agosta sınıfı denizaltıların modernizasyonunda birinci denizaltıyı teslim etti, diğer iki geminin modernizasyonu için de çalışmalarına devam ediyor.

Yeni tip denizaltı projesi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyacı kapsamında, Denizaltı Harekat Konsepti kriterlerini karşılamak üzere, 6 adet Reis Sınıfı denizaltının Gölcük Tersanesi Komutanlığı’nda azami ölçüde Türk sanayi katılımı ile inşa edilmesi amaçlanıyor. Havadan Bağımsız Tahrik Sistemi (AIP) ile donatılan Reis Sınıfı denizaltılar, bu sayede satha çıkmaksızın haftalarca sualtında harekât yapabilme imkanına sahip olacak.

Düşük sesli seyir yeteneğine sahip olan denizaltılar, gizlilik içinde uzun süre harekât icra edebilecek. Denizaltılar 68 metre uzunluğa, 2 bin tonun üzerinde ağırlığa ve 40 personel kapasitesine sahip olacak. Proje kapsamında Gölcük Tersanesi’nde inşa edilen ilk denizaltı TCG PİRİREİS (S-330), Mart 2021’de denize indirilmişti. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilecek Reis Sınıfı Denizaltıların isimleri şöyle: TCG PİRİREİS, TCG HIZIR REİS, TCG MURAT REİS, TCG AYDIN REİS, TCG SEYDİ ALİ REİS ve TCG SELMAN REİS.

‘Suya göre tarım’ yapılacak, fazla su tüketiminin önüne geçilecek

Tarım ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, iklim değişikliği ve kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak üzere tarımda su kullanımı yeniden düzenleniyor.

Yeraltı sularının yetersiz seviyede ve su kısıdının olduğu havzaları belirleyen bakanlık, buralarda su tüketimi yüksek mısır gibi ürünler yerine, su tüketimi az olan bitkileri yaygınlaştıracak tedbirler aldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 1’inci Su Şurası kapsamında gerçekleştirilen çalışma grubu toplantılarında tarımsal sulamada yeni destek ve yöntemler önerildiğini bildirdi.

Sulama sistemlerinin modernizasyonuna ağırlık verilerek, “suya göre tarım” yapılacağını vurgulayan Pakdemirli, şunları kaydetti:

“İklim değişikliği ve kuraklık koşullarını dikkate alarak su tasarrufu sağlayan modern sulama sistem ve yöntemlerinin yaygınlaştırılması için çalışmalara hız verdik. Yeraltı su kullanımını azaltmaya ve daha az su tüketen bitkilerin üretimini artırmaya yönelik destekleme modelleri oluşturuluyor. Su ihtiyacı fazla olan havzalarda, yüksek su tüketen ürünlerin ekiminden kaçınmak gerek. Yörelerin iklimsel koşullarına uygun, daha az su tüketen ürünler teşvik edilecek.”

Teknoloji ve inovasyon önceliği

Pakdemirli, sulama suyunda tasarruf tedbirlerini almaya devam ettiklerine dikkati çekerek, “Tarla içi geliştirme hizmetlerinin yerine getirilmesi gibi sulama açısından önemli altyapı çalışmalarının tamamlanması ve kapalı sulama sistemlerine geçişle birlikte sulama suyunda çok yüksek düzeyde tasarruf sağlanacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Arazi toplulaştırma projelerinin sulama projeleriyle uyumlu şekilde yapılmasına devam edilmesi gibi uygulamaların da su verimliliğini artıracağına dikkati çeken Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Borulu sistemler ve bu sistemlerle tasarlanan proje alanlarında yağmurlama ve damla sulama yöntemlerinin uygulanması daha fazla alanın sulanmasına imkan sağlayacak ve ilave sulanan alanlarla ulusal ekonomiye daha fazla katkı sunulacak. Atmosfer-toprak-bitki ilişkilerini devamlı izleyerek çiftçiye sulama konusunda bildirimde bulunan akıllı tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde tarımda suyun etkin kullanımına yönelik sulama yönetimi teknolojilerine öncelik verilecek. Teknoloji ve inovasyona ne kadar öncelik verirsek geleceğimizi garanti altına alacak adımları süratle atmış oluruz. Güçlü tarımsal Ar-Ge altyapımızla tarım konusunda imza projeler oluşturacağız. Teknolojiyi kullanarak, verimlilik artırıcı önlemleri alıp, vatanımızın suyuna sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

Bakanlık, daha önce su kısıdı olan tarım havzalarında damla sulama yapmayan dane mısır üreticilerine fark ödemesi desteği verilmeyeceğini, buna karşılık bu havzalarda daha az su tüketen mercimek veya nohut yetiştiren çiftçilere ilave yüzde 50 fark ödemesi desteği, yem bezelyesi, fiğ, Macar fiği, burçak ve mürdümük eken çiftçilere ise ilave yüzde 50 yem bitkileri üretim desteği ödeneceğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Büyük ve güçlü Türkiye silüeti ufukta gözükmüştür

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de makroekonomide dengelerin tekrar yerine oturmaya başladığını, göstergelerin, ekonomideki pozitif yükselişin artarak süreceğine işaret ettiğini söyledi.https://www.youtube.com/embed/yDNwDFwtRSI?rel=0

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonuna (Türk-İş) bağlı işçilerle bir araya geldi.

Buradaki konuşmasına, kendisini dinleyenleri selamlayarak başlayan Erdoğan, farklı sektörlerde alınlarının teriyle ekmeklerini kazanan işçilerle, bu gazi mekanda, milletin evinde bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Bu buluşmaya vesile olan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’e teşekkür eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Gösterdiğiniz kadirşinaslık, ahde vefa, gönüllerinizden kopup gelen şu sevgi için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Hayata İETT’de işçi olarak başlamış, daha sonra kendi işini kurmuş, siyasetin her kademesinde bulunmuş, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı makamlarına gelmiş bir kardeşinizim. Emeğiyle, alın teriyle, beden gücüyle çalışmanın hem yorgunluğunu hem de bu şekilde evine helal rızık götürmenin verdiği manevi hazzı çok iyi biliyoruz. Çalışmak kadar, emeğinin karşılığını hakkıyla almanın ne kadar önemli olduğunun da gayet önemle farkındayız. Belediye Başkanlığı döneminden, sorumluluğunu üstlendiğimiz her yerde ve her makamda çalışanların haklarının teslimi için gayret gösterdik. Gerektiğinde bütçe imkanlarını zorlama, gerektiğinde başka kalemlerden fedakarlık yapma pahasına tercihimizi hep çalışanların emeklerinin karşılığını verme istikametinde kullandık. Tabii ki sonuçta imkan-mümkün arasında bir denge kurmak mecburiyetinde kalıyoruz.”

Bununla birlikte, Türkiye’nin potansiyeline, milletin çalışkanlığına ve üretkenliğine güvenerek çıtayı sürekli daha yükseğe çıkardıklarını vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin son 19 yılda istihdam sayısını 9,5 milyon artırırken, çalışanların gelir seviyesini de kat ve kat yükseltmiş bir ülke olduğu gerçeğinin asla unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

Milli gelirin Türk lirası olarak yaklaşık 11 kat yükselirken, asgari ücretin 16 kata yakın artmasının bunun en somut örneklerinden biri olduğuna işaret eden Erdoğan, “Aynı fevkalade yükselişi emekli maaşlarında da görmek mümkündür. Öyle ki 27 kat artan emekli maaşları vardır.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar yaptıkları tüm toplu sözleşme görüşmelerinde hep çalışanların gelirlerini ve refahlarını yükseltecek formüller üzerinde durduklarını belirterek, kamu işçilerinin ücretlerindeki artışların, özel sektörü de benzer yönde hareket etmeye yönelttiği için burada çıkan rakamların kısa sürede tüm çalışanlara şamil olduğunu söyledi.

“Salgın öncesi dönemin üzerine çıktık”

“Biz, hep ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetlerle insanımızın hayat kalitesini, gelirlerini yükselterek de refah seviyesini artırmak için mücadele ettik.” diyen Erdoğan, milletle birlikte ilan ettikleri 2023 hedeflerinde Türkiye’yi her alanda olduğu gibi çalışanların gelir seviyeleri konusunda da en üst sıralara çıkarmayı planladıklarını dile getirdi.

Son yıllarda ardı ardına yaşanan darbe girişimleri, ekonomik saldırılar, salgın musibeti ve afetler sebebiyle biraz gecikme yaşanmış olsa da bu hedefe sıkı sıkıya bağlı olduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Son dönemde sanayi üretiminde, ihracatta, istihdamda, büyümede hızlı bir yükselişle salgın öncesi dönemin bile üzerine çıktık. Aynı şekilde turizm başta olmak üzere hizmetler sektöründe süratli bir toparlanma yaşanıyor. Makroekonomide dengeler tekrar yerine oturmaya başladı. Göstergeler, ekonomideki pozitif yükselişin artarak süreceğine işaret ediyor. Tüm bu olumlu gelişmeler, hem işçilerimizin hem memurlarımızın toplu sözleşmelerinde oldukça tatminkar artışlar yapmaya kavuşma imkanı sağladı. Mesela geçtiğimiz ay imzalanan Kamu İşçileri Toplu Sözleşme İş Sözleşmesiyle 700 bin kamu işçimizin ücretlerinde çok ciddi iyileştirmeler yaptık. Bu kapsamda asgari ücret ile 4 bin lira arasında ücret alan işçilerimize seyyanen 500 lira zam yaptık. Böylece 4 bin liraya kadar olan işçilerimizin ücretlerinde yüzde 34, tüm işçilerimizin ücretlerinde ortalama yüzde 25 artış gerçekleşti. Sosyal yardımlar, ilave tediye ikramiyeleri gibi ödemelerle aylık giyinik ücret tutarı 9 bin lirayı aşmıştır.”

“Türkiye büyüdükçe, refah seviyesi artacak”

Memurların maaşlarında da benzer şekilde en düşük ücretlerde yüzde 31’i geçen oranlarda artış yapıldığını belirten Erdoğan, bir süre önce emeklilerin bayram ikramiyelerinde de artışa gittiklerini anımsattı.

Bu şekilde çalışanların gelirlerini artırırken, esnafından sanayicisine her kesimi gözeten uygulamalar geliştirdiklerini, kapsamlı sosyal destek programlarıyla her vatandaşı koruyup kolladıklarını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Eğer bu ülkenin kazancından 84 milyonun tamamının faydalanmasını temin etmeyeceksek, bunca gayrete, bunca mücadeleye, bunca kavgaya ne gerek var? Ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getireceğiz derken, bunu sadece şu veya bu kesim için değil, işçisinden memuruna, esnafından emeklisine herkes için söylüyoruz. Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe, zenginleştikçe her bir vatandaşımızın da refah seviyesi artacaktır. Allah’ın izniyle büyük ve güçlü Türkiye silüeti ufukta gözükmüştür. Biz, millet olarak birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sahip çıktığımız müddetçe, bu hedefe ulaşmamıza kimse engel olamaz. Ülkemizin siyasetten ekonomiye, savunmadan altyapıya her alanda kat ettiği mesafeyi görenlerin panikleri doğru istikamette ilerlediğimizi gösteriyor. İnşallah hem asırlık kayıplarımızı telafi ettiğimiz hem de aydınlık geleceğimize güvenle baktığımız bir dönemin eşiğindeyiz. Sembolü 2023 hedeflerimiz olan bu süreci istikrar ve güven iklimini koruyarak devam ettirdiğimizde evlatlarımıza hepimizin hayali olan bir ülke bırakacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.”

İşçiler, Erdoğan’a günün anısına hediye takdim etti

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki bu buluşmalarını bu kararlılığın, azmin ve dirayetin bir kez daha tüm dünyada ilanı olarak gördüğünü aktaran Erdoğan,”Rabbim hepinizden razı olsun. Her birinize kazasız, belasız, verimli, huzurlu çalışmalar diliyorum.” dedi.

Konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a işçiler, kendi elleriyle yaptıkları Türk bayrağı, baret ve feneri günün anısına takdim etti. Daha sonra aile fotoğrafı çektirildi.

Programa, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da katıldı.