Genel

Adalet Bakanı Gül: İnsan Hakları Eylem Planı’nın iki yıllık uygulama süreci var

AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Şenol Kazancı, programın başında, Adalet Bakanı Gül’e “Ben sizi burada birkaç defa ağırladım ama sanki ilk defa böyle bir başarılı sınav geçirmiş, rahatlamış bir psikolojiyle buradasınız.” dedi.

Bakan Gül de “Güzel bir süreç yaşadık. Dün Eylem Planı’nı, Sayın Cumhurbaşkanımız kamuoyuyla paylaştı. Önemli bir yargı reformu süreci çerçevesinde önemli bir kilometre taşıydı, onun bir rahatlığı olabilir tabii.” diye konuştu.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin hedeflerinden İnsan Hakları Eylem Planı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandığı anımsatılarak, “Böyle bir plana neden ihtiyaç duyuldu? Bu planın amacı nedir, plan Türkiye için yeni bir milat sayılabilir mi?” soruları üzerine Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin uygulanması çerçevesindeki bir adımın hayata geçtiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2019 Mayıs ayında Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıkladığını ve “Güven veren erişilebilir bir adalet için yol haritamız budur.” dediğini aktaran Gül, bu belgedeki hedeflerden birinin de İnsan Hakları Eylem Planı’nın hazırlanması olduğunu anlattı.

Gül, “Buradaki motto, buradaki amaç ne? Özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye. Yani güven veren erişilebilir bir adalet olacak. Bunu 2019’da açıkladık, yüzde 50’si hayata geçti, devam ediyor hayata geçme çalışmaları ve buradaki hedeflerden biri de özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik Türkiye. Yani Türkiye’de yaşayan herkesin daha özgür olduğu ve daha güçlü bir toplumu dolayısıyla meydana getirecek ve daha da demokratik bir Türkiye olacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Tüm bu amaçları gerçekleştirmek üzere “nerelerde eksiklik var” şeklinde bir düşünce ortaya çıktığını ve toplumun her kesimiyle yaklaşık 1,5 yıldır bu çalışmaların yapıldığını dile getiren Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada bir partiliden bahsetmiyoruz, siyasetten bahsetmiyoruz, insandan bahsediyoruz. İnsan vardır ve hakkı vardır. Yani şu bölgenin hakkı, şu düşüncenin, şu inancın hakkı demiyoruz. Türkiye’de yaşayan kim olursa olsun hakkıyla beraber doğmuştur, hakkıyla beraber yaşayacaktır ve bu hakları geliştirmeye yönelik devletin, kamunun ortaya koyduğu bir taahhüttür. ‘Ben şu, şu ilkelere göre vatandaşıma hakları en geniş anlamda vereceğim.’ Bu bir lütuf da değildir. Bu devletin bir görevidir. Devletin görevlerini tekrar hatırlatan vatandaşa da ‘Bunlar senin hakkındır, doğduğun andan itibaren Türkiye demokratik bir hukuk devletidir, bu hakları sen isteme hakkına sahipsin.’ Bunu hatırlatan bir belge. Dolayısıyla Türkiye’de reformcu bir parti olan AK Parti’nin, kurulduğu günden beri sürekli ve kesintisiz sürdürdüğü reform yolculuğunun bir adımı. Yani pedalı sürekli çeviriyoruz, eğer çevirmezsek düşeriz. Merdiven çıkan bir süreç gibi düşünelim, reformlar, merdiveni çıkarsınız Türkiye’nin sorunlarını çözersiniz ve daha yukarı bir merdivenden çıkarsınız. Eğer geriye baksanız, aşağıya baksanız düşersiniz ama biz ileriye bakıyoruz daha çıkılacak çünkü birkaç merdiven daha var. Ondan sonra 2023 ve yeni yüzyıla daha güçlü bir Türkiye ile daha müreffeh bir ülke olarak girmiş olacağız, hedefimiz bu.”

Bu çalışmaya yönelik bazı eleştiriler de getirildiği, salgın kaynaklı sağlık sorunları ve ekonomik sıkıntılar yaşanırken yeni anayasaya odaklanmanın asıl derdi ıskalamak anlamına geldiği yönünde eleştiriler yapıldığı ifade edilerek, “Anayasanın ekonomiyle, kalkınmayla bir ilgisi, alakası var mı?” sorusu üzerine Gül, “Esas itibarıyla şunu söylemek lazım, bunların hepsi, toplumsal hayat, değişime tabi olan bir organizma. Hayat sürekli değişim içinde ve hayatın bu değişimini, vatandaşların beklentilerini ıskalamamanız gerekiyor.” yanıtını verdi.

“Bir ülkede demokrasi açığı varsa o ülkede bütçe açığı var demektir”

Ekonominin hukukla iç içe olduğunun altını çizen Gül, şöyle devam etti:

“Bir ülkede demokrasi açığı varsa o ülkede bütçe açığı var demektir. Eğer demokrasi artarsa sofradaki ekmek artar. Özgürlükler artarsa sofradaki ekmek, işimiz, aşımız artar. Bunların hepsi bu iklimin bir sonucudur. Dünyada çok güzel ülkeler var, ‘bedava yatırım yapın’ diye, üstüne hatta para verip ‘gelin burada yatırım yapın’ diye yatırımcıları teşvik ettiği ülkeler var ama o ülkede demokrasi eksik olduğu için anayasası güçlü olmadığı için özgürlükler, insan hakları eksik olduğu için o ülkeye yatırımcı gitmiyor. Yatırımcı nereye gider? Yatırımcı hukuk güvenliğinin olduğu yere gider. Hukuk güvenliği varsa ekonomik sonuçlar orada alınır. Eğer hukuk istikrarı varsa ekonomik istikrar vardır. Dolayısıyla bunlar böyle hukuk dediğimiz, anayasa dediğimiz, su gibi, ekmek gibi, hava gibi oksijen gibi hissetmeyiz aldığımızı, eksikliğini ancak olmayınca hissederiz. Dolayısıyla bunlar hepsi hukuk da ekonomi de diğer tüm alanlar da işte geçmiştir. Demokrasi de zaten bunların hepsi, vatandaş bunu, neticelerini hissederek, meyvelerini alır.”

“İnsan Hakları Eylem Planı’nda en önemli başlık hukuk güvenliği”

Bir ülkede hukuk ve ekonomi güvenliği varsa geleceğe daha emin adımlarla bakılacağını vurgulayan Gül, şunları kaydetti:

“Bir sözleşme yapmışsın ama sözleşme ne kadar geçerli olacak ya da yarın tüm mülkiyet hakkına el konacaksa oraya yatırım yapmaz ki. Yatırım olmayınca oradaki çalışan işçiye de temas ediyor, eşine, çocuğuna da temas ediyor. Hukuk güvenliği bu anlamda en temel unsurdur. Yani İnsan Hakları Eylem Planı’nda ne var, en önemli başlık sizin için derseniz, ben ‘hukuk güvenliği’ derim. Hukuk güvenliği olunca insanların özgürlükleri, güvenlikleri, ekonomik yatırımlar, işi, aşı güvence altındadır. Bu konuda yok mu, yeni mi keşfettik? Hayır, yaptık, önemli adımlar atıldı 19 yılda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde. Onu bütün dünya biliyor, sessiz devrimler yapıldı ama bu konuda daha fazlasını yapma irademiz var. Milletimizin de buna hakkı var. Bunu da yine biz yapacağız, gerçekleştireceğiz.”

Dünyada her ülkenin anayasası olduğunu ama anayasalı devlet ile anayasal devletin birbirinden ayrıldığını anımsatan Gül, devletin, anayasal bir nitelik taşımasının esas olduğunu belirtti.

Bakan Gül, “Biz de bu anlamda, çalışmamızı bu çerçevede yapıyoruz. Anayasa ile ilgili konularda irtibatı bu çerçevede. Anayasanın, hukukun, toplumun ekonomik, toplumsal, bir arada yaşama, birlikte ortak geleceğe emin adımlarla yürüme anlamında çok önemli bir etkisi, katkısı var. Dolayısıyla bu uygulandıkça, İstiklal Caddesi’nde de Kızılay Meydanı’nda da Diyarbakır Sur’da da İzmir Konak’ta da bunun meyveleri, vatandaşlarımız tarafından elbette hissedilmeye devam edecek.” ifadesini kullandı.

“Türkiye darbecilerin yaptığı bir anayasayla yönetilmeye mecbur mu, hala mahkum mu?”

Gül, AK Parti iktidarının Cumhuriyet tarihinin seçilmiş en uzun iktidarı olduğu hatırlatılarak “Şimdi mi böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duydu?” şeklindeki eleştirilere ilişkin değerlendirmelerinin sorulması üzerine, anayasanın normal bir kanun gibi olmadığını, yapımının daha büyük uzlaşma gerektiren hukuki bir metin olduğunu ifade etti.

Anayasayla ilgili 19 değişiklik yapıldığını hatırlatan Gül, “Bir aracınız var, 90 model bir aracınız, her gün Şaşmaz’a tamire gidiyorsunuz. Bir orayı değiştirdiniz, burayı değiştirdiniz tamam ama son tahlilde 90 model bir aracınız var. Ne yaparsanız yapın bu ancak o kadar, kapasitesi bu. Bu değişiklikler de önemli değişiklikler, biz diyoruz ki artık 2023’e gidiyoruz, 2023 model bir araba, yol değişmiş, yani AK Parti de bu anlamda bugüne kadar çok önemli demokrasi anlamında adımlar attı, Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yapılan anayasa değişiklikleri, çok önemli hamleler yapıldı. Yani yol da müsait ama aracın o yolda gidebilecek bir imkanı yok.” diye konuştu.

Gençlerin, Türkiye’nin geleceğinin bu anlamda anayasanın daha ilerisinde olduğunu belirten ve “O yüzden bir ihtiyaç. Niye şimdi?” ifadesini kullanan Bakan Gül, “AK Parti geldiği günden beri vesayetle mücadele etti. Kendisine yönelik tehditler bile, parti kapatma, bir oyla kapatılmaktan kurtuldu, yani böyle bir demokrasi mücadelesinde vesayetçilerle mücadele, sokak üzerinden vesayet devşirmek isteyenlerle mücadele, 15 Temmuz, yani yetmedi tankla, top tüfekle geldiler, bu mücadeleleri yaptı, Türkiye’nin demokrasisini ayakta tuttuk.” şeklinde konuştu.

Bundan sonraki sürecin inşa, demokrasiyi, özgürlükleri artırma ve 2023 hedeflerine ulaşma süreci olduğunu dile getiren Bakan Gül, şunları söyledi:

“Dolayısıyla bunu yapacak ortak irade de yeni bir anayasadır. Yani bu anayasayı da biz ‘Ya böyle bir anayasa düşünüyoruz, işte anayasa bu olsun.’ değil, ‘Nasıl bir anayasa yapalım?’ diye müzakereci, katılımcı bir şekilde düşünüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de düşüncesi, inancı, etnik aidiyeti ne olursa olsun herkesin bir arada yaşama iradesinin temel belgesi anayasadır ve bu anayasada toplumun büyük kesimi anayasayı ruhuyla hatta metniyle kabul etmiyor. Biz diyoruz ki Türkiye daha yüzlerce yıldır anayasasını elbette ihtiyaç olur değiştirebilir ama ruhuyla beraber sivillerin, demokratik unsurların bir araya gelerek yaptığı bir anayasa olsun. Yani 83 milyon desin ki ‘benim bu çorbada tuzum var, benim orada bir fikrim var’ diye sahipleneceği, herkesin anayasası olacak bir süreci, katılımcı bir şekilde yapalım istiyoruz.

Dikkat ederseniz ‘Şu anayasayı gelin kabul edin.’ demiyoruz, ‘Bir anayasaya ihtiyaç var, gelin bunu tüm siyasi partiler olarak önerilerinizi getirin, Türkiye bu demokrasi ayıbından kurtulsun ve darbecilerin yaptığı bir anayasa değil de seçilmiş siyasi partilerin, Mecliste milletin seçtiği siyasi partiler beraber, milletle beraber bu anayasayı yapalım.’ Türkiye darbecilerin yaptığı bir anayasayla yönetilmeye mecbur mu, hala mahkum mu? Siviller, siyasi partiler, bugün Mecliste temsil edilen partiler anayasa yapmaktan aciz mi? Elbette değil. Türkiye buna layık ve bu anayasayı da önümüzdeki dönemde yapacağına inanıyorum. Demokrasimiz için ülkemiz için bir arada geleceğe emin adımlarla yürüme, birliğimizi, beraberliğimizi daha da koruma iradesi bakımdan anayasanın bir toplumsal sözleşme olarak çok önemli bir metin olduğunu ve bu toplumsal sözleşmeyi toplumun her kesimiyle beraber kucaklayarak gerçekleştireceğimize inanıyorum.”

“1500’ün üzerinde katılımcının görüşü alındı”

İnsan Hakları Eylem Planı’na yönelik eleştirilerden birinin de hazırlık sürecinde katılımcı davranılmadığı yönünde olduğunun hatırlatılması üzerine Gül, şöyle devam etti:

“Bu yaklaşık 1,5 yıl sürdü, yani bu belge hazırlanırken 1500’ün üzerinde katılımcının görüşü alındı, belgeler değerlendirildi, AİHM’nin verdiği kararlardan tutun, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara varıncaya kadar, uluslararası sözleşmelere varıncaya kadar tüm belgeler incelendi, Mecliste ilgili komisyonlarda görüşler alındı. Yani toplumun her kesimiyle, insan hakları dernekleriyle, barolarla, üniversitelerle, uygulayıcılarla görüşler alındı, çok önemli bir katılım süreci, müzakere süreci izlendi. Yani burada toplumun her kesiminin görüşü alındı. Bu konudaki eleştiri çok kabul edilir değil. Oldukça katılımcı, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği temsilcileri dahil olmak üzere, olabildiğince toplumun her kesiminin görüşü ortaya kondu. Çünkü dediğim gibi yargı bir partinin hükümetin değil, adalet herkesin ihtiyaç duyduğu temel su gibi, hava gibidir. Dolayısıyla bir ‘insan’ diyoruz. Yani sadece şu partiler için çıkan bir metin değil. Bütün insanlar için vatandaşlarımız için dolayısıyla tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren konuyu da toplumun her kesimiyle beraber çalıştık, beraber hayata geçirdik, uygulamayı da herkes için inşallah başarıyla yerine getireceğiz.”

İnsan Hakları Eylem Planı’na yönelik, “Neden böyle bir işe ihtiyaç duyuldu, mevcut uygulansa daha iyi” gibi eleştirilerin bulunduğunun hatırlatılması üzerine Bakan Gül, eleştirilerin demokraside çok değerli olduğuna değindi. Gül, “Eleştiriler demokraside çok değerlidir, eleştirilerin hepsini biz bu belge açıklandıktan sonra da dile getirilen hususları saygıyla ve büyük bir titizlikle inceleyeceğiz ve orada gerçekten yapıcı, ciddi eleştirilerin hepsini de dikkate alacağız.” dedi.

“Çok iyi öneriler elbette değerlendirilebilir”

Haklı buldukları eleştiriler üzerine değişikliğe gidip gitmeyecekleri yönündeki soru üzerine Bakan Gül, “Elbette, bu bir kanun metni değil, bu bir iyi niyet belgesi. Biz Türkiye’de insan hakları anlamındaki tespitlerimiz budur, bu konuda kanun gereken hususlar var, yarısına yakını kanun gerekiyor, idari faaliyet gerekiyor, mevzuat gerekiyor, bir de farkındalık çalışmaları, eksik bir şey ya da ifade yapmışız ama kanun düzenlemesi çerçevesinde çok iyi öneriler elbette değerlendirilebilir. Bu anlamda eleştiriler, yani bir buyurgan bir demokrasi anlayışı olmaz, müzakereci bir demokrasi anlayışı. Dolayısıyla bu anlamdaki her türlü daha iyiye yönelik önerileri dikkate alırız.” diye konuştu.

Bütün iş ve işlemlerde hukuk devleti olarak insan haklarına dayalı bir şekilde işlem yapılması gerektiğine vurgu yapan Gül, şunları kaydetti:

“Bu anlamda felsefesi, ruhu da bu bilinçli bir tercihtir, insan haklarına dayalı olması. Bu anlamda mevcut şeylerle ilgili toplum değişiyor, hukuk da değişecek, yaşayan hukuk yaklaşımıyla toplumun sorunlarını çözmek zorunda. Yapılan tüm iyi uygulamalarla beraber ilave hangi husus var bunun hukuk toplumunun gerisinde kalmaması lazım, toplumu zorlaştırmaması lazım, işlemleri kolaylaştırması lazım. Bu anlamda bir misyonla insan hakları eylem planı ortaya kondu.”

“Tüm faaliyetler iki yıl içerisinde tamamlanmış olacak”

Planın iki yıllık bir uygulama süreci olduğuna değinen Gül, İnsan Hakları Eylem Planı’nda 393 faaliyet bulunduğunu, bunların ilgili sorumlu kurumları için hedef sürelerinin olacağını ifade etti. Gül, “Cumhurbaşkanımızın açıkladığı buradaki tüm faaliyetler, iki yıl içerisinde tamamlanmış olacak ama 6 ay içerisinde, ama bir yıl.” dedi.

Vatandaşların, tüm bu hususları, ilgili makul bir sürede takip edebileceğini ve millete bu şekilde hesap vereceklerini belirten Gül, şöyle konuştu:

“Çünkü biz milletimize ne söz verdiysek yapan bir partiyiz, hükümetiz. Dolayısıyla ne aldatan ne aldanan olacağız. Bu konudaki hedeflerimizi koyacağız, milletimizin denetimine açacağız. 6 ayda biz, bakanlık olarak tüm bunları değerlendireceğiz. Neler yapıldı? Cumhurbaşkanımız ya da cumhurbaşkanlığı makamınca kamuoyuna da anlatılacak. ‘Biz bunu açıklamıştık, şunları yaptık ey milletim.’ diye milletimizin denetimine de açacağız.”

Kaç yargı paketi düşündüklerinin sorulması üzerine Gül, hem yargı hem de diğer alanlarla ilgili belli bir paket sayısı söylemenin doğru olmayacağını, bunu son tahlilde Meclisin takdir edeceğini kaydetti. Gül, ihtiyaç neyi gerektiriyorsa o kadar yargı paketi çıkacağını vurgulayarak “Ama Cumhurbaşkanımızın da bu konuda beklentisi ve bu konudaki grubumuza yapmış olduğu çağrısı, bu hususlarla ilgili vatandaşımızı doğrudan ilgilendiren konuların gecikmeksizin kanunlaşması. Biz, bunların çok gecikmeksizin yine kanunlaşacağını düşünüyoruz.” dedi.

Gül, konunun sadece yargı paketi ve yargı adaleti olmadığını, sadece mahkemelerden çıkan kararla adaletin tecelli edemeyeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“Bir belediyenin yaptığı işten, kamu kurumunun yaptığı işten… Yani sen üniversiteye karını, kızını, bütün aileni doldur, ondan sonra adalet… Yani adalet, sadece yargıda, mahkemelerde dağıtılan bir şey değil. Adalet, bir mefkuredir, bir düşüncedir. Toplumun her kesimi, kamunun her paydaşı, temsilcisi buna uymak zorundadır. İşçi-işveren ilişkisinde, toplumsal ilişkilerde, kamu istihdamında adalet olacak. Dolayısıyla bütün buralara yönelik bir perspektif var. Sadece mahkemelere, hakim savcılara değil. Her alanla ilgili gerek kanun düzenlemesi, gerekse uygulama, farkındalık anlamında dün açıklanan belgeyle kamuya verilen bir hatırlatma söz konusu.”

Tüm bu sürecin Meclisin de takdiriyle, orada da müzakere ederek süreceğine işaret eden Gül, Yargı Reformu çerçevesinde geçen sene çıkan üç paket için de yine muhalefet partilerinin görüşlerinin alındığını hatırlattı. Bakan Gül, kişinin partisine bakmadıklarını, o kişiyi insan olarak değerlendirdiklerini vurgulayarak, ancak bu şekilde ülkeye katkıları olacağını, dolayısıyla her parti ve her kesimle yapım ve denetim sürecinde çoğulculuğu ve katılımcılığı sağlayacaklarını söyledi.

“Reform dediğimiz, sihirli değnek değildir”

“Yeter ki adalet olsun, kıyamet kopsun” sözü hatırlatılarak “Aslında hazırlanan bu belge içerisinde bu açıklamanın ruhunu görüyoruz. Bu, mevcut devam eden davaları nasıl etkileyecek?” sorusunun yöneltilmesi üzerine Gül, şöyle konuştu:

“Bu reform dediğimiz, bir sihirli değnek değildir. Bir belge açıkladık, bir anda her şey artık güllük güneşlik oldu değil. Reform dediğimiz, bir iklimdir, reform dediğimiz bir zihniyettir, bu konuda bu zihniyete sahip çıkma iradesidir. Dolayısıyla bunu bizim Hakkari’nin en ücra köşesindeki bir hakim savcıdan da bu anlamda bu temel ilkelere uyulmasını bekleriz. İstanbul’da milyarlarca liralık davaya bakan ticaret mahkemesinde de İzmir’deki sulh ceza hakiminden de beklediğimiz gibi üniversitede adil bir şekilde istihdam yapmak üzere bir rektörden de bu anlamda bekleriz, işçi-işveren ilişkisinde de bu adalet duygusuna bir şekilde tecelli etmesini bekleriz.”

Doğrudan vatandaşla, hayatla ilgili adımların atılacağına işaret eden Gül, “Bunların tabii bir kısmı zaman alacak, bir kısmı kanunun yürürlüğe girişi, birkaç sene içerisinde olanlar da var ama vatandaşımızın her alanda olumlu etkisini hissedeceği bir süreç ama bu sürecin başarılı olmasında kanunlar çıkacak, uygulamalar çıkacak ama en önemlisi uygulamanın sahip çıkması.” diye konuştu.

“Hakim ve savcılarımızdan da gelen önerileri dinledik”

Bakan Gül, “Bu noktadan hareketle bunu bir öz eleştiri gibi değerlendirelim mi? Bu, nihayetinde sizin, katılımcılardan bir kısmının da uygulayıcı olduğunu varsayıyoruz, müzakereleri yürütürken onlar, ‘Bizim şu konularda bir eksiğimiz var’ demiş mi oldular?” sorusuna, şu yanıtı verdi:

“Evet hakim ve savcılarımızdan da gelen önerileri biz dinledik. Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi yine bu çerçevede eksiklikleri onların da adliyede yaşadığı, onların önerilerini de burada yine koyduk, istifade ettik. Çünkü, bir savcı karar alıyor, mahkemedeki diğer uygulayıcı ‘Ya bu nasıl karar’ ya da mahkeme bir karar veriyor adliyede bunu herkes görüyor. Dolayısıyla kanundan kaynaklıysa kanun düzenlemesi diye öneriler var. Uygulama ise eğitim ve farkındalık diye yine burada birtakım öneriler söz konusu.”

Siyasi partiler ve seçim mevzuatında değişiklik

Gül, “Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeli mi? Değişiklik yapılacaksa ne tür değişiklikler, yenilikler olabilir?” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

“Bir ülkenin demokratik seviyesini görmek için bakılan temel metinler vardır. Anayasa’ya bakılır, Siyasi Partiler Kanunu’na bakılır, seçim mevzuatına bakılır, Meclis İçtüzüğüne bakılır. Nereye bakılır, milletin iradesi nasıl yansıyor, katılımcılık ne kadar var ve bu anlamda iradesinin ne kadar demokratik süreçlere katılımı mümkün, siyasal katılım hakkı ne kadar verilmiş. Bu anlamda muhalefet Mecliste, muhalefet bu anlamda diğer siyasal alanlarda ne kadar söz sahibi, demokrasi anlamında o çıtayı o belgeye bakarak ortaya konur. Bizim Siyasi Partiler, Seçim Kanunu da temel itibarıyla 1980 ihtilali sonrasında ortaya konmuş bir metin. Elbette hükümetimiz, partimiz döneminde çok önemli değişiklikler yaptık. Demokratikleştirdik, aynı Anayasa ile ilgili söylediğim şeylerin benzeri burada da söz konusu.

Bu hususta da Cumhurbaşkanımızın yaklaşımı, 2013’te, önceki, sonraki süreçlerde, siyasi partilerle ilgili yine ortak bir şekilde yapma çağrısı oldu hep. Bu konuda muhalefetin çok yoğun bir şekilde müzakereci bir yaklaşımı olmadı bu çağrıya ama biz özellikle, hükümet sisteminin de yönetimde istikrar diye bir ilkeyi artık hayata geçirdiğini görüyoruz. Yani Cumhurbaşkanlığı Sistemi öncesinde hükümetlerin ömrü 6 ay, 25 gün, 1 yıl gibi hükümetler vardı. Yönetimde istikrar yoktu ama şimdi yönetimde istikrar geldi. Dolayısıyla, bundan sonra da uyum anlamında da bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bir, 12 Eylül’den sonra çıktı, değişiklik olmakla birlikte daha siyasal katılımı öngören, katılımcı bir Siyasi Partiler Kanunu’na, Seçim Kanunu’na ihtiyaç var. İki, Anayasa değişti, buna uyum yapma anlamında, artık şu anda baraja ihtiyaç var mı? Yani istikrar sağlanıyor. Bu konuda baraj olacak mı ya da ne kadar olacak? Bunlar, elbette Meclisin takdiri ama yönetimde istikrar, Anayasal güvenceye tabi olduğu için ben barajın da artık bir anlamının olmadığını düşünüyorum.”

“Demokrasimiz daha da güçlendirilecek”

Seçim sistemi ve bu hususlarda atılacak diğer adımların, bir partinin katılımı anlamında değil, demokratik toplumun, demokrasinin güçlenmesine yönelik, ortak konsensüste, müzakere ve uzlaşmayla atılacağını belirten Gül, partideki hazırlıkların da devam ettiğini söyledi.

Gül, bu konunun yine belgedeki ana başlıklarından biri olduğunu, çünkü seçme ve seçilme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak, “Umuyorum ki demokrasimizi, siyasi partileri daha da güçlendiren, Hakkari’nin bir köyündeki vatandaşımızın oyunun dahi zayi olmadığı, Edirne Keşan’ın bir mahallesindeki gencimizin oyunun bile ülke yönetimine daha etkin katılımıyla ilgili ne gerekiyorsa o adımlar atılacak, demokrasimiz daha da güçlendirilecek.” dedi.

Yapılacak değişikliklerin ittifakları etkileyip etkilemeyeceğine dair soru üzerine ise Gül, “Önce yapılacak değişiklik burada önemli. Nasıl bir değişiklik olacak, ittifaklara nasıl yansır, o siyasi partilerin bir şekilde kendi verecekleri bir karar. İttifaklarla ilgili o biraz, siyasal katılımdır, tercihtir. Burada daha çok seçim sistemi, barajlar ve diğer katılımla ilgili başlıklar olacak.” diye konuştu.

“Avrupa Birliği sürecini önemsiyoruz”

Planda yer alan Avrupa Birliği (AB) müktesebatına uyum çalışmalarına hız verileceğine ilişkin ifadelerin hatırlatıldığı Bakan Gül, “Türkiye’nin bu anlamdaki yeri Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler karşılıklı hak ve çıkarları koruma eksenli bir yaklaşımı ortaya koymaktayız, yani biz Avrupa Birliği sürecini önemsiyoruz. Bu konudaki tutumumuzda bir değişiklik yok ama AB’nin yer yer zikzakları oluyor Türkiye ile ilgili. Bunu hep beraber yaşıyoruz. Ama AB’nin yaklaşımı ne olursa olsun biz tüm bu reformları yapma adına uluslararası bir zemin, platform olmasını değerli buluyoruz. Onların yaklaşımı hangi yöne evrilirse evrilsin ‘Vatandaşımız en iyisine layık’ yaklaşımıyla biz bu reformları sürdüreceğiz.” dedi.

Türkiye’nin beklentisinin vize muafiyeti sürecinin tamamlanması olduğuna dikkati çeken Gül, şöyle devam etti:

“Türkiye bu konuda objektif bir şekilde başarıyla süreci tamamlamıştır. Eksiklikleri ya da bu konuda kalan kısımları da tamamlama iradesini de ortaya koymuştur. Dün çok güçlü bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bir kez daha ifade edilmiştir. Bundan sonra iş, katılımcı müzakereci bir şekilde sürecin başarıyla tamamlanmasıdır. Bu konuda Türkiye hazırdır, Türkiye önemli hazırlıklar yapmıştır. Avrupa Birliği de samimi bir şekilde bu sürece katkı sağlarsa vize muafiyeti konusu başta olmak üzere çok olumlu neticeler alabileceğimizi düşünüyoruz.”

Gül, terörün tanımı konusunda AB ile bir sorun yaşanıp yaşanmadığına dair soruyu “Birkaç kişisel verilerle ilgili konu var, birkaç husus var. Burada tabii ki tüm bu adımları yani bize söyleyenlerin ülkelerinde neler yaptığını hepimiz bu süreçte gördük.” şeklinde yanıtladı.

Türkiye’nin birliğini, huzurunu, teminatını gözeterek adım atacaklarını kaydeden Bakan Gül, “Türkiye’nin bu anlamda ülkemizin, vatandaşlarımızın menfaati, güvenliği, özgürlüğünü de dikkate alarak bu konuda objektif bir şekilde masaya oturulduğunda yapılabilecek, başarılabilecek bir süreç olduğunu düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

İfade özgürlüğüne ilişkin açıklamalar

Bakan Gül, İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer alan gazetecilerin meslek şartlarına ilişkin yeniliklere de değindi. Gazeteci güvenliği hakkı gibi uluslararası literatürde de olan bir kavramın Eylem Planı’nda yer aldığını kaydeden Gül, şunları kaydetti:

“Gazeteciler, basın emekçileri, basın mensupları demokraside önemli bir misyon ifa etmektedirler. Çünkü demokraside eleştiri, farklı düşüncelerin ifade edilmesi, ortaya konması o toplumun güçlü bir demokrasiye sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla biz bunu yapıyoruz diye başka bir güvenlik-özgürlük anlamında bir endişeye kapılmaması ya da bu hususta bir uygulamada eksiklik varsa bunların masaya yatırılması önemli bir başlık.”

Eylem Planı’nda konuyla ilgili evrensel ilkelere yer verildiğini bildiren Gül, birinci yargı paketinde düşünce açıklamanın suç oluşturmayacağının vurgulandığını belirtti.

Gül, tüm fikirlerin konuşulabildiği bir ortamın önemine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir şiir okudu diye Cumhurbaşkanımızın yaşadığı zulüm ortada. Toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı eski Türkiye’deki örnekler ortada. Türkiye’de bu anlamda mevcutta uygulamada yaşanan birtakım istisnai de olsa ya da belli konularda yoğunlaşmış olan istenmeyen uygulamalar da masaya yatırılıp neler yapılabileceği burada bir perspektif olarak ortaya konulmuş durumda.”

“7 gün 24 saat esaslı bir hizmet vereceğiz”

Plan’da yer alan tutuklama, ifade alma ve gözaltı süreçlerine ilişkin hususlarla ilgili düzenleme yapılacağını bildiren Gül, uygulamaya ilişkin ayrıntıları paylaştı.

Kendisine tebligat ulaşmadığı için mahkemenin çağrısından haberi olmayanlar bulunduğuna dikkati çeken Gül, “(Senin yakalaman var, mahkeme seni arıyor) dediğinde o kişinin haberi de yok. Üç çocuğu yanında, eşi yanında orada nezarethaneye gidiyor. Yurt dışına, Almanya’ya, akrabalarına gidecekken nezarethanede misafir ediliyor. Bu düzenlemeyle biz bunu kaldıracağız. Arkadaş otelde, havalimanında ya da yolda normal kimlik kontrolünde, polis mecburen mahkemenin yakalaması varsa başka bir şey yapamaz. Bu konuda bir süre verilecek, yani haberi olsa gidecek kişinin.” ifadelerini kullandı.

Gül, eksik ya da hatalı tebligat nedeniyle mağduriyet yaşandığını dile getirerek, elektronik tebligat uygulamasına geçildiğini hatırlattı.

Adalet Bakanı Gül, şöyle devam etti:

“Diyelim Antalya Havalimanı’na gittin, döndüğünde üç gün sonra gelince ifade verecek bu kişi. ‘Çoluk çocuğuyla hadi yolun açık olsun, oradaki akrabana selam söyle’ diyen bir Türkiye olacak, bir kamu hizmeti olacak. Otelde çoluk çocuğuyla beraber, eşiyle, ailesiyle tatile gitmiş Bodrum’a ya da ziyarete gitmiş iş için bir yere, otelde yakalanıyor. ‘Ben sabah geleceğim’ dediğinde, ‘pazartesi geleceğim’ dediğinde şu anda mecburen yapabilecek bir şey yok hukuken. O an biz buna evet, tamam böyle bilgi var. Hatta kibarca hiç rahatsız da etmeden sabah gelebilir, bilgi verip o da adliye açıldığında gidecek.”

Adliyelerin kesintisiz hizmet vereceğini aktaran Gül, “Türkiye’nin her yerinde 7 gün 24 saat belli işlemeleri yapabilecek şekilde, yani nezarethanede geçirmeyecek vatandaşımız saatlerini, günlerini. Savcı, hakim, o konularla alakalı, yani mesai dışında hangi işlemler oluyorsa o işlemleri yine adliyede yapabilecek. 7 gün 24 saat esaslı bir hizmet vereceğiz. Vatandaşımızın ne suçu var? Bunları kanunda düzenleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Toplumda infiale yol açan bazı olaylarda ilgili şahısların ifadelerinin alınmalarının ardından serbest bırakılmasının kamuoyunda yarattığı rahatsızlıkla ilgili bir soru üzerine Gül, bunun önemli bir mesele olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda 2005’te tutuklulukla ilgili değişiklik yapıldığını hatırlattı. Bakan Gül, şöyle konuştu:

“Kanunumuzda 2005 yılından önce toplumda infial uyandıran bir konu olduğunda cezası ne olursa olsun hakim bu olayla ilgili şahsı tutuklayabiliyordu. Bu konuda takdir hakkı vardı. 2005’te yeni Türk Ceza Kanunu ile bunu değiştirdik. Kanuna göre iki yılın altındaki suçlarda savcı tutuklamaya sevk edemiyor, hakim tutuklayamıyor. Burada temel yaklaşım, tutuklamaların bu anlamda yoğunluğunun azaltılmasıydı. Hakimler uygulamada takdir hakkını daha çok tutuklamadan yana kullanır, özgürlükler kısıtlanmış olur hassasiyeti vardı. İki yılın altında ceza alanların az da olsa girmesi yönünde öneri getirdik. Burada çok fazla kişi cezaevine girer şeklinde eleştiri de oluyor. Bunun yanında burada belirli örnekler var ama onun tersinde ‘muhalifleri tutuklayacaksınız’ gibi hemen muhalefetin tepkisi de oluyor.”

“Bu konuları yargıya bırakmak lazım”

Bakan Gül, son dönemde iki yılın altındaki suçlarda tutuklama olmadığına dikkati çekerek şunları söyledi:

“Mesela kavga olmuş, doktor raporunda ‘Basit, hiçbir şey yok’ demiş. Yani taraflar arasında itiş kakış yaşanmış, sonra olayın videosu sosyal medyada çıkmış. Bu gibi hadiseler de var. Burada iki yol olabilir; tabii Meclis’in takdiri. İki yılın altındaki cezalarda tutuklama yasakları tamamen kaldırılabilir, hakime takdir verilebilir, farklı bir değerlendirme olabilir. Bu konunun muhatabı yine Meclis. Kişiyi bilmem kaç sene önce yazdığı tweet nedeniyle tutukluyorsun ama darbediyor, bilmem kaynar kazan döküyor veya başka şeyler yapıyor. İnsanları rahatsız eden bu. Burada uygulamaya da düşen objektiflik, adil olma durumu var. Onun ötesinde de kamuoyunda, sosyal medyada, basında tutuklansın ya da tutuklanmasın tepkileri var. Bu konuları yargıya bırakmak lazım. Yargının, gerçekten toplumu rencide eden hususlarla alakalı, kamu düzenini tehdit eden ‘Bu da olur mu?’ denilecek konularda, soruşturmalarda daha titiz inceleme yapması gerekiyor. Bu hususlarla ilgili eğitim verilecek.”

“Hangi eksiklik varsa bunu çözme kararlılığındayız”

İnsan Hakları Eylem Planı’nda, yargı ve güvenlik personeline yönelik eğitimlerin içeriğinin ne olacağının sorulması üzerine Gül, vatandaşların kamu hizmeti alırken en iyi davranış ve dili hak ettiğini söyledi.

Vatandaşa kötü muamele yapan bir tek kamu görevlisinin dahi olmamasını istediklerini ifade eden Gül, “İnsan onurunu zedeleyecek her ne varsa bunun önüne geçmek istiyoruz. ‘Kanunda var, yönetmelikte var onu kullanıyoruz.’ deniyor. Tamam kullanıyorsun ama kanun ‘ölçülü bir şekilde ve gerektiğinde’ diyor ama sen keyfi bir şekilde yapabiliyorsun. Bu konuda eğitim gerekiyorsa eğitim, mevzuat gerekiyorsa mevzuat. Tüm bu konularda büyük bir özgüvenle hangi eksiklik varsa biz bunu çözme kararlılığındayız. İnsan onuru için yaşar, devletin görevi de insanın onurunu korumaktır. Devlet bunun için var.” diye konuştu.

“Haksız isnada karşı vatandaşı herkes korumak zorundadır”

Adalet Bakanı Gül, lekelenmeme hakkının önemine dikkati çekerek şunları kaydetti:

“İnsan milyarder de olsa geçimini asgari şekilde sürdüren kişi de olsa onuru için yaşar. Dolayısıyla CİMER üzerinde, adliye üzerinde, kolluk üzerinde ‘Ben çamur atayım izi kalsın.’ gibi ahlaksızlık, onursuzluğu yapanlara karşı da daha caydırıcı cezaları veren bir yaklaşımı ortaya koymaya çalışıyoruz. Lekelenmeme hakkını çıkarttık. 300 binin üzerinde somut iddialar sebebiyle iftiralar atılmış. Eğer bu hak olmasaydı 300 bin vatandaş lekelenmiş olacaktı. Bunu daha da geliştireceğiz, daha da artıracağız. Beraat etmiş ama iftira orada duruyor. Bunlar imha edilsin, mahkeme de durmasın. Özellikle FETÖ mücadelesini de sulandırmak adına ‘Herkes FETÖ’cü olsun.’ yaklaşımı var. Bu FETÖ’nün bir stratejidir. Önüne gelen, akrabasına kızan, ev sahibine kızan, ‘O kişi şöyledir, böyledir.’ diye CİMER’e yazıyor. Haksız isnada karşı vatandaşı herkes korumak zorundadır. İnsanları lekeleyen bu tür arsızlara, iftiracılara karşı adliyeleri, CİMER’i, kolluğu yol geçen hanına çevirmeyin, insan onurunu hep beraber koruyalım. Düşüncesi, inancı, cinsiyeti ne olursa olsun insan onurunu yaşatmak devletin en temel vazifesidir. Adalet devletine giden yol, hukuk devletinin tam anlamıyla gerçekleşmesiyle mümkün olur.”

“Konuya başka bir gözle bakılması yönünde bir yaklaşım söz konusu”

Teknolojik yenilikler, hükümlü ve tutukluların görüntülü görüşebilmelerine ilişkin bir soru üzerine Bakan Gül, bunun demosunu bir kadın cezaevinde yaptıklarını söyledi. Gül, “Uygulamayı yaygınlaştırıp insani bir temel üzerinde yapacağız dijital anlamda.” dedi.

“İnsan yaşarsa devlet yaşar, devlet yaşarsa insan yaşamaz” diyen Gül, devletin insanın hakkını korumak için var olduğunu söyledi.

Tutuklamayla ilgili dikey itiraz konusunun önem taşıdığını belirten Gül, tutuklama itirazının bir üst mahkemeye yapılmasıyla, konuya başka bir gözle bakılması yönünde bir yaklaşım söz konusu olduğunu ifade etti.

Tutuklamanın çok önemli bir karar olduğunun altını çizen Gül, “İnsan iş adamıysa ticari hayatı, itibarı kayboluyor. Gazeteciyse düşünce dünyası, sanat dünyası olumsuz etkileniyor. Öğrenciyse geleceği… Yani verilecek her karar kişinin kaderini doğrudan etkiliyor, o kişinin kaderi de toplumu, ülkeyi etkiliyor. Dolayısıyla böyle önemli bir karar veriyorsun, bu kararı verirken bir üst merci de görsün anlamında bir yaklaşım söz konusu, Kanun değişikliği gerekiyor.” diye konuştu.

Tutuklamada somut delillerin varlığının katalog suçlarda da bir kriter olduğunu anlatan Gül, bunu yaparken dengenin uygulayıcılardan beklendiğini söyledi. Gül, toplumun bu anlamda gerçekten rahatsız olduğu konularda daha büyük bir hassasiyet beklediklerini kaydetti.

Bakan Gül, e-Duruşma uygulamasının da önemli bir yaklaşım olduğunu, salgın döneminde hayata geçtiğine değinerek, “Çok başarılı, verimli. Bazı mahkemelerde 300’ün üzerinde. Bunu tüm mahkemelerde dün Sayın Cumhurbaşkanımız da açıkladı, yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Yani Antalya’da davası olan bir kişi Ankara’da ise Ankara’dan davaya katılabilecek.” sözlerine yer verdi.

Adım adım uygulamaların başarıyla gittiğini aktaran Gül, “Vatandaşımız Yozgat’ta, Gaziantep’te, Trabzon’da tanık olarak Ankara’ya gelmek zorunda, İstanbul’a gitmek zorunda değil. Bilirkişisi davaya hızlıca hemen intibak edebilecek, vatandaş girebilecek bulunduğu yerden. Bunlar da vatandaşın işlerini kolaylaştıracak. Kayserili bir teyze hasta, ifade için gidemiyor adliyeye bunun gerekirse görüntülü gerekirse yine bu konuda ifadesini alma hususunda insani yaklaşımlar var. Bir kısmı kanun gerekiyor, bir kısmı uygulama refleksleriyle yine vatandaşımıza katkı sağlayacak düzenlemeler.” değerlendirmesini yaptı.

Bakan Gül, bu anlamda elektronik tüm ortamlardan ayrıca faydalanmaya devam edeceklerini söyledi.

Pilot dava uygulaması

Pilot dava uygulamasının ne anlama geldiği, hangi dava türlerini kapsayacağı ve sürecin nasıl işleyeceği yönündeki soruya karşılık Gül, pilot dava gibi, idari sulh müessesesi gibi çok önemli yeni usuller geldiğini aktardı.

Bakan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pilot dava dediğimiz, diyelim ki memur bir arkadaşımız özlük hakkıyla ilgili bir haksıza uğradı. Diyelim ki, harcırah üzerinden gidelim, harcırah hak ettiği halde ödenmiyor ve o durumda olan 15 bin memur arkadaşımız var, kamu çalışanımız var. 15 bin kişi idareye başvuruyor, kuruma, kurum diyor ki ‘Git dava aç, kazanırsan ben sana vereceğim.’ Avukat tutuyor, 2 yıl, 3 yıl dava sürüyor, o harcıraha, hak ettiği şeye ulaşacak da bilmem kaç sene sonra. Burada bizim 15 bin dava Danıştaya gidiyor, her mahkeme ayrı ayrı bakıyor. Dava açıldı, pilot dava diye belirlenecek, bir dava üzerinden pilot dava belirlenecek, İdare Mahkemesi bakacak, İstinaf, Danıştay bakacak, Danıştay karar verdi mi, 14 bin 999 aynı durumda olan karar aynı gün karara çıkacak.

Benzer bir şey hemen söyleyip ayrıntılarını çok konuşabiliriz ilerleyen günlerde de zamanlarda da idari idare 15 bin kişi dava açmış kazanmış, vatandaş geliyor ya da memur geliyor, işçi geliyor, genç kardeşim geliyor, ‘Bak 15 bin kişi aynı davayı kazanmış, aynı işlem bana da uygulanmış, bunu düzelt.’ diyor. ‘Git davayı kazan ondan sonra gel.’ Davayı kazanmanız 3 sene, 5 sene sürecek. Şimdi diyoruz ki idareye aynı durumda olmuş, kesinleşmiş, bu adama niye mahkemeye git diyorsun. Senin görevin hukuku uygulamak. Kesinleşmiş mahkeme kararı varsa işçinin, memurun, o çiftçinin işlemini yap, duasını alarak gönder diyoruz.”

Bakan Gül, bunların da ayrıntılarını yüksek yargı ve akademisyenlerle değerlendirdiklerini, daha çok işlemler üzerinden şu an düşünüldüğüne işaret etti.

Kadına yönelik şiddet

Kadına yönelik şiddet konusunun da Eylem Planı’nda yer aldığı anımsatılarak, bu konuda hangi adımların atılacağı sorusu üzerine Bakan Gül, kadına yönelik şiddetin asla kabul edilemeyeceğini, bu hususta sonuna kadar mücadele etmek zorunda olduklarını dile getirdi.

Gül, sadece yargı ve kolluk güçlerinin değil toplumun her kesiminin el birliğiyle şiddete karşı kararlı ve iş birliği içinde çalışması gerektiğini vurguladı.

Bu konuya ilişkin önemli adımlar attıklarını, özellikle son birkaç yılda bunu daha da yoğunlaştırdıklarını belirten Gül, bu belgede ayrıntılı şekilde hedefler bulunduğunu söyledi.

Eşe uygulanan şiddete karşı ceza nasıl artırılıyorsa eski eşe uygulanan şiddete karşı da aynı şekilde uygulama düşünüldüğünü ifade eden Gül, ısrarlı takip için de yeni bir düzenlemenin planlandığını aktardı.

Bakan Gül, bu tür olayların Türk Ceza Kanunu’nda karşılığının “huzuru bozma” suçundan 1 yıla kadar ceza olduğunu, bu suçu işleyenlerin ne ceza aldığını, ne hapse girdiğini, ne de tutuklandığını söyledi. Gül, şunları kaydetti:

“Bu konularla ilgili çalışmamızda biz dedi ki, kardeşim bir kadın trafikte, bir kadın üniversitede, bir kadın sokakta, çarşıda, pazarda ısrarlı takibe maruz kalıyorsa bunun cezası 3 yıl olsun, 4 yıla kadar olsun yeri geldiğinde tutuklama… Yani ‘6 yıl, 7 yıl tacize uğruyorum, mesajla beni taciz ediyor.’ Bakıyorsunuz, ‘huzuru bozma’ başka bir şey yoksa. Arkadaş bu doğrudan insanın yaşam hakkına bir saldırıdır. Dolayısıyla bu anlamda çok önemli caydırıcı bir konuyu çalıştık bu hususta. Ayrı bir madde yapacağız ‘ısrarlı takip’ diye. Bunun da caydırıcı bir şekilde yeri geldiğinde, o kişi çünkü istese de tutuklama yapamıyor hakim, ertesi gün bir daha gelebilir, ne olacak, bu anlamda yeri geldiğinde tutuklama imkanı da getirecek şekilde bir düzenleme, o ısrarlı takip eden, taciz edenle ilgili bir imkan getirilecek.”

Bu tür soruşturmaların, yargılamaların, ihtisas hakimleri ve savcıları tarafından yapılacağını, önceden bir hikayesinin, şikayetin olup olmadığının yargı yönüyle inceleneceğini anlatan Gül, başta Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere diğer kurumların yürüteceği çalışmalar olduğunu da kaydetti.

Nafaka konusunda çalışmaların devam ettiğine değinen Gül, çocuk mahkemelerindeki duruşma salonlarının, çocuk dostu olacak şekilde tasarlanacağını, duruşmalara hakim, savcı ve avukatların cübbe giymeden katılacağını aktardı.

Psikolog ve pedagogların da adli süreçlerde çocukları desteklediğini ifade eden Gül, çocuk ve aile mahkemelerinin müstakil yerlerde, ayrı mimariyle oluşturulacağını bildirdi.

“Yakın zamanda kanunlaşacak”

Eylem planında hayvanların korunmasıyla ilgili düzenlemelerin de olduğunu dile getiren Gül, “Türk Ceza Kanunu’nda, sahipli, sahipsiz hayvan ayrımı var. Sahipliyse cezaya konu oluyor, sahipsizse cezaya konu olmuyor. Bu bir mal değil, mala karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendiriliyor. ‘İnsan bütün canlılara karşı emaneti almış bir varlıktır, onlara da iyi davranmak zorundadır’ yaklaşımıyla mal ve can ayrımını getirdik. Mala karşı işlenmiş değil, bu candır, cana karşı işlenmiş suçlardır. Sahipli de sahipsiz de olsa bu bir candır, suç olmalı. Eziyet ve kötü muamelede para cezası vardı, bu cezanın konusu olsun yaklaşımıyla önemli bir hazırlık yapıldı. Yakın zamanda da kanunlaşacak. Bu da temel ve insani, değerli bir yaklaşım.” dedi.

Kategoriler:Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s