Adalet Bakanı Gül: Herkesin terörle mücadeleye taraf olması şarttır

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “(Gara şehitleri) Bu menfur olay, bölücü, hain terör örgütü PKK’nın insanlık dışı ve kirli yüzünü bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Herkesin amasız ve fakatsız, demokrasinin, milli iradenin, milletin değerlerinin, kardeşliğimizin, hukukun, anayasanın ve kanunların yanında yer alması, terörle mücadeleye taraf olması şarttır.” açıklamasında bulundu.

Gül, şöyle devam etti:

“PKK, FETÖ ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla hukuka uygun bir şekilde sürdüreceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ülkemizde bu olaylar yaşanırken teröre sessiz kalanlar, terörün bir bumerang gibi olduğunu ve dönüp bir gün kendilerini de vuracağını bilmelidirler.”

“Özünde milletimizin mayası olan yeni bir anayasa en değerli miras olacak”

“Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına daha özgürlükçü, daha demokratik ve tamamen kendi iradesiyle milletimizin yaptığı sivil anayasayla girmeyi hak ediyoruz.” diyen Gül, “Özünde milletimizin mayası olan yeni bir anayasa, yarınlarımıza, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras olacaktır.” dedi.

Soylu: (Gara’daki katliam) Sorumluluğu Cumhurbaşkanımızın üzerine yıkmaya çalışmak PKK’yı aklamaktır

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 107. Dönem Kaymakamlık Kursu Açılış Programı’nda, Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde şehit olanları andı.

Tarihin zaman zaman insanlığın karşısına çıkardığı benzer fotoğraflarla bir şeyler anlattığını belirten Soylu, 150 yıl önce Düyunu Umumiye’nin ekonomi merkezli küresel vesayet kurumu olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin, IMF adlı küresel ekonomik kurumdan yaklaşık 10 yıl önce kurtulduğunu ifade eden Soylu, bir asır önce de milletin karşısına “Sevr” gibi kabul edilemez bir haritanın ve anlaşmanın dayatıldığına dikkati çekti.

Soylu, bugün ise “Sevilla haritası” gibi bir ucubeyle gelindiğini, asil milletin bunu da kabul etmediğini belirtti.

Türk-Ermeni çatışmasını körükleyerek Zeytun isyanını çıkaranların bir asır sonra Kahramanmaraş’ta tarihe “Maraş Olayları” olarak geçen fitneyi ortaya koyduğunu dile getiren Soylu, “Pek çok örneğini verebileceğim bu hadiselerin anlattığı şudur, bizi sürekli bir yerlere çekmeye, bir yerlerde sıkıştırmaya, dar bir alana hapsetmeye, kımıldayamaz, üretemez, hükmedemez ve muhtaç bir hale getirmeye çalışıyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Soylu, ekonomik olarak yoğun bakımda, çelimsiz, dokunduklarında her an yıkılabilecek, uluslararası ilişkilerde de eli kolu bağımlı ve bağlı bir Türkiye’nin arzu edildiğini dile getirdi.

“Aldanan varsa burnunun önünü göremeyenlerdir”

Kendi insanına mahcup, tarihine, medeniyete, kültüre, değerlere uzak, öz güveninden yoksun Türkiye istendiğini söyleyen Soylu, şöyle devam etti:

“Etrafındaki coğrafyaya, olan bitene sağır, tarihinde, büyük coğrafyasında, gönül coğrafyasında beraber olduğu, aynı kaderi paylaştıkları bütün dünyaya adaleti, insanlığı, hakkaniyeti gösterdikleri o milletlerden uzak, onların cari durumlarından uzak, onlara el uzatmaktan uzak, binlerce kilometre öteden onlar için yazıp çizen, onlar için gelecek belirleyen, karar verenlere mahcup mahcup bakan ve boynunu eğen bir Türkiye istiyorlar. Kendi üretemeyen, dışarıya muhtaç bir Türkiye istiyorlar. Doğruyu, yanlışı, hakkı, haksızlığı haykırarak söyleyemeyecek bir Türkiye istiyorlar. Sıkıştırılmasına rağmen sesini çıkarmayan, çıkaramayan, vesayetleriyle boyunduruk altına aldıkları bir Türkiye istiyorlar. Bu politikadan asla vazgeçmediler, bu politikadan asla vazgeçmeyecekler. Vazgeçeceklerini düşünen yani ‘çiçek, böcek, insan hakları, dünya, yeşil, beyaz’ gibi kavramlara aldanan varsa, onların insanlık tarihini oylamak için ürettiği kavramlara aldanan varsa burnunun önünü göremeyenlerdir, tarihte olup bitenleri anlayamayanladır, gafildirler. Eğer bunları görüyorsa ve tabi oluyorlarsa da haindirler. Bunları sürekli ısrarla deniyorlar.

Bunu uzun yıllar darbe yöntemleriyle, vesayet kurumlarıyla, darbe ürünü anayasalarla yaptılar. Bugün bunu göç politikalarıyla, ‘Pronteks’ anlayışıyla meseleyi sahamıza yıkarak yapmaya çalışıyorlar.”

Geri kabul anlaşmalarında maddi yardım taahhütlerine uyulmadığını hatırlatan Soylu, bazı ülkelerin kendi imzaladıkları taahhütlerden vazgeçtiklerini, bu taahhütleri görmezden geldiklerini bildirdi.

Türkiye’nin hiçbir çözüm önerisine yanaşılmadığına işaret eden Soylu, göçmenlere ülkelerine girmesinler diye her türlü zalimliğin yapıldığını, göçmenlerin ülkelerindeki istikrarsızlığın da sürekli körüklendiğini belirtti.

Süleyman Soylu, İdlib’de tehdidin ve trajedinin biriktirildiğini, çocukların, yaşlıların, annelerin ve babaların hayatlarının tehdit altında olduğunu, uluslararası küresel göç rotasına bakıldığında gelir eşitsizliğinin buna yol açtığının görüldüğünü ifade etti.

Dünya sokaklarında neyin yaşandığını görenlerin, bu kaos ne zaman bitecek diye bekleşenlerin göç yollarına çıktığını anlatan Soylu, ailesiyle binlerce kilometre yola dökülenlerin, yarının ne olacağını bilmeyenlerin aldıkları riskin Batı medeniyetinin umurunda olmadığına dikkati çekti.

Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bilgisayarın başındaki tuşla ortaya konulan ve istedikleri gibi yönlendirilmeye müsait olan, bir kuruş kaybetmemek için binlerce canı feda etmeye çalışan kötücül bir anlayışın sahibi olduklarını biliyoruz. Terör örgütleriyle petrol pazarlığı yapabilecek kadar asıllarını unutan, insanlıktan uzaklaşan bir anlayış içinde olduklarını biliyoruz. Kendi halklarına ve milletlerine tehdit olarak gösterilen terör örgütleriyle masaya oturup, tüm terör örgütlerini uzlaştırıp dünyaya çıkardıkları öcüler arasında anlaşma yapabilecek kadar tıynetsiz olduklarını biliyoruz. Bundan hiç vazgeçmediler, vazgeçmeyecekler.”

Kaymakam adaylarına seslenen Soylu, “Nasıl bir coğrafyada, etki altında görev yapacağınızı, bir gün dahi uyursanız memleketin geleceğine halel getireceğinizi söylemek ve anlatmak için bunları sizinle paylaştım. Hayatınızı planlamak sizin hakkınız ama bütün bunları yaparken nelerle karşı karşıya kalacağınızı, en ufak bir ihmalinizin sizlerin ve milletimizin çocuklarını nasıl bir noktaya taşıyacağını bilmenizi istediğiniz için bu değerlendirmeleri yaptım.” ifadesini kullandı.

Süleyman Soylu, kaymakamların kendileri için kıymetli olduğunun altını çizdi.

“Gençliğinden vazgeçiyor, terör örgütünden vazgeçmiyor”

“Bugün bu sıkıştırmayı, uyuşturucu konusunda takındıkları rahat tavırla işin tahribatını üzerimize yıkarak yapmaya çalışıyorlar.” diyen Soylu, uyuşturucudan en çok Avrupa’daki gençlerin zarar gördüğünü söyledi.

Türkiye’de 2020’de 15-64 yaş aralığında milyon kişi başına uyuşturucu bağlantılı ölüm oranı 3,65 olurken bu oranın Avrupa Birliği ülkelerinde 23,7 olarak belirlendiğine işaret eden Soylu, şunları kaydetti:

“Ürettikleri sentetik uyuşturucular kendi gençlerini öldürürken adamlar havaya bakıp ıslık çalıyorlar çünkü uyuşturucu onların iş birliği içinde olduğu ve kendi tarihlerine kara leke olarak geçen PKK’nın ana gelir kaynağı. Terörün finansmanını bu şekilde sağlıyorlar. Yıllık 1,5 milyar dolar gelir elde ettiği tahmin ediliyor ve o PKK yıllardır Batı’nın siyasi partneri. Gençliğinden vazgeçiyor, terör örgütünden vazgeçmiyor. Bugün bu sıkıştırmayı aile yapımızı çökertecek anlayışları alabildiğine destekleyerek yapıyorlar. İki tane göçmen, ülkelerine gelecek, milli gelirinde iki ekmek eksilecek diye akılları giden Batılı ülkelerden Türkiye’deki LGBT derneklerine milyon dolarlar yardım geldi.

Ölseniz bir bardak su vermeyecek adamlar acaba bunu niye yapıyorlar? Özgürlüklerini gerçekten önemsedikleri için mi yapıyorlar? Elbette hayır. Bunu yapıyorlar çünkü emperyalist anlayışlarının yayılması ve başarı kazanması için sistemin karşısında insanı yalnızlaştırmak zorundalar. Bunun için de bu toprakların en güçlü kurumu olan aile kavramını olabildiğince tahrip etmek zorundalar.”

Gara’daki katliam

Bakan Soylu, Gara’daki katliama ilişkin “Sorumluluğu Cumhurbaşkanımızın üzerine yıkmaya çalışmak PKK’yı aklamak, hep birlikte bir cephe olma fırsatını kaçırmaktır” dedi.

İçişleri Bakanı Soylu, “Bu kalleşliğe hep birlikte, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin, fatura ödettirebilme fırsatı kaçırıldı. Böyle yapılmamalıydı.” diye konuştu.

Fransa’da İslam karşıtlığı yasalaşma yolunda

Fransa‘da Ulusal Mecliste onaylanan “ayrılıkçı” yasa tasarısı, Müslümanlara ve dini derneklere yönelik içerdiği uygulamalarla, İslam karşıtlığı yasal zemin kazanıyor.

İslam karşıtı uygulamalarla sık sık gündeme gelen Fransa, bu kez çerçeveyi daha geniş tutarak “siyasal İslam” ve “İslamcı ayrılıkçılıkla” mücadele kisvesi altında ülkedeki Müslümanları daha da baskı altında tutacağı gerekçesiyle eleştiriliyor.

İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in 11 Şubat’ta televizyon programında aşırı sağcı Marine Le Pen’i yeteri kadar İslam karşıtı olmamakla suçlaması ve “İslam’da mezhepsel sapmaların olduğunu” açıklaması aslında Paris yönetiminin İslam’ı ve Müslümanları sorun olarak gördüğünü gösteriyor.

Fransa’nın bu tasarıyla “Müslümanlara karşı baskı politikasını” geliştirirken devletin tüm imkanlarını ve altyapısını kullanılacak olması tasarının en çarpıcı yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Uzmanlar, ülkedeki ekonomik ve sosyal krizlerden popülaritesi oldukça düşen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron‘un gözünü gelecek yıl düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimine çevirdiği, bu bağlamda sağ ve aşırı sağ seçmenin oyları için bu politikayı seçtiğini belirtiyor.

Aşırı solcular karşı çıktı, aşırı sağcılar çekimser kaldı

Mecliste 16 Şubat’ta yapılan oylamada, tasarı 151 “hayır” oyuna karşı 347 “evet” oyuyla kabul edildi. 65 milletvekili ise çekimser oy kullandı. Adı başlarda “İslamcı ayrılıkçı” olan ancak daha sonra tepkiler üzerine “Cumhuriyet Prensiplerini Güçlendiren” olarak değiştirilen tasarı, 30 Mart’tan itibaren Senatoda görüşülecek. Tasarının burada oylaması yapıldıktan sonra tekrar Ulusal Meclise gelmesi bekleniyor.

Tasarıya Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kurucusu olduğu iktidardaki Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi (LREM), Demokrasi Hareketi (Modem), Agir Partisi ile Demokratlar ve Bağımsızlar Birliği Partisi (UDI) destek verirken, merkez sağ Cumhuriyetçiler (LR) ve aşırı sol Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi (LFI) karşı çıktı. Merkez sol Sosyalist Parti (PS), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi (RN) ve lideri Marine Le Pen ise çekimser kaldı.

İçişleri Bakanı Gerald Darmanin ve Vatandaşlıktan Sorumlu Devlet Bakanı Marlene Schiappa yaptıkları ortak yazılı açıklamada, tasarının devlete “ayrılıkçılıkla” ve “İslamcılıkla” mücadele için yeni imkanlar vereceğini belirtti.

Sağ ve aşırı sağcı milletvekilleri, tasarıya “yumuşak adımlar” içerdiği gerekçesiyle destek vermedi. LR Grup Başkanvekili Bruno Retailleau yaptığı açıklamada, Senatoda tasarıya “İslamcı ayrılıkçılığı” ve kamuya açık alanlarda başörtüsü yasağını eklemek istediğini belirtti. Çoğu sağcılardan oluşan Senatoda başörtüsü yasağının tasarıya eklenmesi halinde yürürlüğe girmesi Mecliste yapılacak son oylamaya bağlı olacak.

LFI milletvekili Alexis Corbiere ise yaptığı açıklamada, bu tasarının Müslümanlara karşı olduğunu vurgulayarak, “Hayır, ibadethanelerde ve Müslümanlara ait ibadet yerlerinde yarının terör komploları düzenlenmiyor. Bu doğru değil.” dedi.

Tasarı ne içeriyor?

51 maddeden oluşan tasarı ile ele alınan başlıca konular arasında, kamu hizmetinde tarafsızlık ve cumhuriyet değerleri ile prensiplerine uygunluk, çok eşlilik ve zorla evlendirme, uzaktan eğitimin kısıtlanması, özel okulların durumu, derneklerin hem faaliyet hem finansal anlamda denetlenebilir olması yer alıyor.

Tasarı herhangi bir kişiye karşı şiddete teşvik eden veya cinsiyeti nedeniyle ayrımcılık yapan dini derneklerin kapatılmasını mümkün kılıyor.

Kamu görevlilerine dini gerekçeyle tehdit, şiddet ve hakaret edenlerin 5 yıl hapis ve 75 bin avro ile cezalandırılmasına, bu eylemi gerçekleştiren yabancının ise süreli veya süresiz sınır dışı edilmesine imkan veren tasarı, Müslüman dahil dini derneklere yurt dışından 10 bin avro üzerinde bağış yapılması halinde bunun kaynağını açıklanmasını, bu kurala uyulmaması halinde 3 bin 750 avro ceza uygulanmasını öngörüyor.

Tasarıda, derneklerin denetiminin artacağı, bu denetimin idari, mali ve faaliyet içeriği alanında olacağı belirtiliyor.

Tasarıya göre 3-16 yaş arası çocuklara örgün eğitimi zorunlu kılıyor ancak sağlık veya istisnai durumlar söz konusu olduğunda devletin izniyle evde eğitim seçeneğini serbest bırakıyor.

Sosyal medyada bir kişinin hayatını riske atacak şekilde aile, özel ve iş hayatına ilişkin bilgilerini paylaşana 3 yıl hapis ve 45 bin avro ceza öngören tasarıda, hayatı tehlikeye atılan kişinin memur, 18 yaşından küçük ve seçilmiş ise söz konusu hapis cezasının 5 yıla çıkacağı belirtiliyor.

Tasarı, çok eşlilik, zorla evlendirme ve bekaret raporunun tıbbi zorunluluk halleri dışında yasaklanması öngörüyor.

Bir kişiye karşı kin veya nefretin teşvik edildiği cami ve ibadethanenin 2 ay süreliğine kapatılacağı ifade edilen tasarıya göre ayrımcılık, nefret, şiddet veya terör eylemlerine teşvik ettiği gerekçesiyle ceza alan kişilerin ibadet yerlerinde bulunması yasaklanabilecek.

Tasarı, Fransız yasalarına göre kurulan her derneğin Fransa’nın ilke ve değerlerine, özellikle insan onuruna saygı, kadın ve erkek eşitliği ilkesi, nefretin reddi ve toplum düzenine saygılı olacağını beyan etmek zorunda olduğu, bunu beyan etmeyen ve “ayrılıkçı” faaliyetlerde bulunan dernekler devletten hibe alamayacağını ifade ediyor.

Ülkede kurulan özel okullarda aykırı unsur tespit edilmesi halinde kapanabileceği, belirtilen eksiklerin giderilmemesi halinde okulun yetkilisine bir yıl hapis ve 15 bin avro para cezası verileceği ifade edilen tasarıya göre, dini derneklerin 5 yılda bir devlet tarafından “dini niteliğe haiz olduklarının” onaylanması gerekiyor. Bu durumda birçok dernek, yurt dışından düzenli finansman aldığı ve kişiler çalıştırdığı için “kamu düzenine” aykırı olduğu gerekçesiyle onay alamayabilir.

Tasarıya dini dernekler bünyesinde siyasi toplantı yasaklarına siyasi propaganda yapılması ve afişler asılması yasağı eklendi.

Ayrıca dini derneklere ait binalarda herhangi bir ülkenin seçimleri için oy kullanılmasının yasaklanmasını öngören tasarıya göre dini olmayan derneklerin halka açık yerlerde ibadet yapabilmesi için tüzüğe ilgili ibadetin eklenmesi gerekiyor, aksi halde dernek ceza alacak.

Örneğin, dini olmayan bir dernek “bayram namazı kıldırırsa ve bu tüzüğünde yoksa veya tüzüğüne bayramlarda halka açık namazı eklemiş ancak yanında Kur’an kursu da verirse ceza alacak.

Tasarıda, terör suçundan hüküm giyen kişilerin 10 yıl süreyle dini derneklerde yönetici olmasının engelleneceği belirtiliyor.

Protesto düzenlenmişti

Başkent Paris’te çok sayıda sivil toplum kuruluşu, gazeteci, akademisyen ve insan hakları savunucularından oluşan “ayrılıkçı” Yasa Tasarısı Karşıtı Koordinasyonunun çağrısıyla tasarı protesto edilmişti. Eylemciler, tasarısının Müslümanlara karşı ayrımcılığa yol açacağı gerekçesiyle tepki göstermişti.

Tasarı, Fransa’da ve birçok ülkede insan hakları savunucularının ve Müslümanların tepkisine neden oluyor.

Kovid-19’la mücadelede ‘yerinde karar’ döneminin ilk uygulamaları martta başlıyor

Kovid-19 salgınıyla mücadele sürecinde hayata geçirilen “yerinde karar” döneminde her ildeki vaka sayısı, aşılama oranı gibi veriler normalleşme adımlarının atılmasında belirleyici rol alacak.

Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığınca hafta başında “covid19.saglik.gov.tr” sitesinden ilk kez paylaşılan illere göre nüfusa oranlı haftalık vaka sayıları, belirli kısıtlamaların kaldırılması veya tekrar uygulanmasına ilişkin kararların alınmasında esas olacak.

Normalleşme sürecinde, bu veriler düzenli olarak paylaşılmaya devam edilecek.

İller için 4 risk grubu belirlendi

Ülke genelindeki her il, Sağlık Bakanlığının belirlediği vaka, aşılama oranı gibi ölçütler çerçevesinde “düşük”, “orta”, “yüksek” ve “çok yüksek” olmak 4 risk grubunda sınıflandırılacak. Bu risk grupları gözetilerek mart itibarıyla kademeli normalleşme süreci başlatılacak.

Normalleşme takvimi, risk gruplarına göre her il için ayrı ayrı hayata geçirilecek.

Sokağa çıkma kısıtlaması, hafta sonu uygulamasından başlanarak illerin durumuna göre aşamalı şekilde kaldırılacak.

Eğitim öğretime uzaktan devam eden öğrencilerin durumu, illerdeki vaka sayısına göre değerlendirilecek.

“Yerinde karar” dönemi kapsamında restoran, kafe, kıraathane ve benzeri yerlere ilişkin yol haritası da gelecek günlerde açıklanacak.

Vaka sayısı azalan illerde normalleşme hızlandırılacak

Normalleşme adımları atılırken illerdeki vakaların seyri sürekli takip edilecek. Kovid-19 vaka sayısının düşüş eğiliminde olduğu illerde normalleşme takvimi de hız kazanacak.

Bu kapsamda, vatandaşların, normalleşme sürecini, rehavete kapılmadan Kovid-19 tedbirlerini gözeterek sürdürmesi önem taşıyacak.

IMF, Türkiye’nin ekonomik politika değişimini memnuniyetle karşılıyor

Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkilileri, Türkiye ekonomisindeki politika değişimini memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek, ekonomik politika değişikliğinin sürekli ve tutarlı bir şekilde uygulanmasının hedeflere ulaşmanın anahtarı olacağını söyledi.

IMF Türkiye Masası Şefi Donal McGettigan ve IMF Türkiye Kıdemli Daimi Temsilcisi Ben Kelmanson, Türkiye ekonomisine ilişkin 4. Madde konsültasyonu kapsamında yetkililerle yapılan görüşmelerin öncü bulgularına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Röportajın başında kısa bir değerlendirmede bulunan McGettigan, Türkiye’nin ekonomide yaşanan sıkıntılara ilaveten diğer ülkeler gibi yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının neden olduğu insani ve sağlık trajedisiyle mücadele ettiğini söyledi.

Salgının ikinci yılına girdiğini anımsatan McGettigan, Türk ekonomisinin özünde esnek, girişimci ve dirençli olmasına rağmen iki geniş alanda sürdürülmesi gereken çalışmalara ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

McGettigan, bunlardan ilkinin, belirsizliklerle dolu şoklara karşı tamponları yeniden inşa etmek olduğunu belirterek, ikincisinin ise gelecek yıllarda güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme ile istihdam elde etmek için ülkenin ekonomik potansiyel büyümesini daha da güçlendirmesi olduğunu vurguladı.

Ekonomi politikasındaki son değişimin zamanında yapıldığını ve memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden McGettigan, “Sıkı ve sürdürülebilir para politikası uygulaması, fiyat istikrarının sağlanması ve hem Türkiye’de hem de yurt dışındaki yatırımcılarda güvenin artırılması için hayati önem taşıyor.” dedi.

Maliye politikasının da salgına yanıt olarak hedefe odaklı ve geçici destek sağlayarak bunu tamamlaması gerektiğini belirten McGettigan, bu destekle birlikte salgının hafiflemesi sonrası Türkiye’nin tarihsel olarak güçlü maliye politikası çapasını güçlendirmeye yönelik bir mali konsolidasyonu da içermesi gerektiğini kaydetti. McGettigan, daha önce bahsedilen reformlara ilaveten ekonomik olarak en kırılgan kesimlerin desteklenmesini hedefleyen önlemlere, finansal ve finansal olmayan şirketler kesimi ile iş gücü piyasasına odaklı reformların teşvik edilmesi de dahil olmak üzere bu aşamada salgının uzun vadeli olumsuz etki riskini azaltmaya odaklanılmasının önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye ekonomisini yakından takip eden IMF yetkililerine yöneltilen sorular ve cevapları şöyle:

Kovid-19 salgını devam ederken küresel ekonomik görünüm hakkında değerlendirmeniz nedir? Küresel bağlamda Türkiye için riskler ve fırsatlar neler?

McGettigan: IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm raporunun son güncellemesi, geçen yılın ardından küresel büyümenin toparlanmasını öngörüyor. Yeni enfeksiyon dalgalarına ilişkin endişelere karşı artan aşılamalarla birlikte istisnai belirsizliklerle dolu bir arka plan eşliğinde küresel ekonominin 2021’de yüzde 5,5 büyüyeceği tahmin edilirken, gelişmekte olan ülkeler büyümesinin az da olsa daha yüksek oranda gerçekleşmesi tahmin ediliyor.

Türkiye, virüsün yayılmasını engellemek için aşıların yaygınlaştırılması için çalışıyor. Bu çabaların başarısı, yıl boyunca ekonomik gelişmeler için kritik bir itici güç olacaktır. Memnuniyetle karşıladığımız ekonomik politika değişikliğine para politikasının sıkılaştırılması ve sadeleştirilmesi, daha önce alınmış anlık düzenleyici tedbirlerin ele alınması, kamu bankalarının kredilerinin yavaşlatılması ve Türkiye’nin mali çapasını koruma kararlılığı da dahil olmak üzere bağlı kalmak önemli olacaktır.

“Ekonomik politika değişikliğinin sürekli ve tutarlı uygulanması, hedeflere ulaşmanın anahtarı”

Türkiye’nin Kovid-19 salgınına karşı müdahalesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin politika tepkisi ve ekonomik etkilerine ilişkin düşünceleriniz neler?

McGettigan: Salgın, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de ağır ekonomik ve insani zararlara neden oldu. Salgına karşı ilk politika tepkisi, diğer ülkelerde kullanılan araçlarla benzerdi. Parasal genişleme, likidite sağlanması, mali destek geçen yılın 3’üncü ve 4’üncü çeyreğinde ekonomide keskin bir toparlanmaya yol açtı. Nitekim Türkiye, 2020’de pozitif büyüme kaydettiği tahmin edilen ülkeler arasında yer alıyor.

Başka ülkelerdekine benzer araçlar kullanılsa da Türkiye’deki politika tepkisi çok daha hızlı para ve kredi büyümesine, daha az doğrudan mali desteğe dayandı ve bunun sonucu olarak da Türkiye’nin salgına yanıtı önceden olan kırılganlıkları şiddetlendirdi. Enflasyon, hedefin oldukça üzerinde seyrediyor ve artan dolarizasyon, nispeten yüksek ithalat ve finansal sermaye çıkışları Türk lirasındaki değer kaybını sınırlamak amacıyla yapılan büyük ölçekli döviz müdahalesini tetikledi.

Para politikasının sıkılaştırılması ve sadeleştirilmesi, kredi büyümesinin dizginlenmesi, idari tedbirlerin ele alınması ile tamamlayıcı maliye politikası memnuniyetle karşılanıyor. Liranın değer kazanmasını, kredibilitenin iyileşmesini, risk priminin düşmesini sağlayan bu politika değişikliğinin enflasyonu da kademeli olarak düşürmesi bekleniyor. Düşük döviz rezervleri, yüksek dış finansman ihtiyacı ve yüksek yurt içi döviz mevduatı, ekonominin hala gerek yurt içi gerek yurt dışı şoklara ve hassasiyetlere karşı kırılgan olduğu anlamına geliyor. Dolayısıyla kırılganlıklar, tamponlar yeniden oluşturulana kadar yüksek seviyelerde kalacaktır. Ekonomik politika değişikliğinin sürekli ve tutarlı bir şekilde uygulanması, hedeflere ulaşmanın anahtarı olacaktır.

G20 ülkelerinin 2020’deki ekonomik büyüme performanslarına baktığımızda Türkiye ve Çin, büyüme gösteren ülkeler olarak öne çıkıyor. Sağlıkta ve ekonomide yaşanan krize rağmen büyüme kaydeden Türkiye ile ilgili “yanlış” olan neydi?

McGettigan: Güçlü büyümenin iyi olduğunu düşünüyorum. Ancak ortaya çıkış şekli önemlidir. Daha önce bahsettiğim gibi Türkiye, salgına diğer ülkelerdekine benzer araçları kullanarak yanıt verdi ancak bu hızlı para ve kredi büyümesine diğer ülkelerdekinden daha fazla dayanıyordu. Bu 3’üncü çeyrekte çok güçlü bir ekonomik toparlanmaya yol açtı ve 4’üncü çeyrekte de bununla ilgili daha fazla kanıt görebiliriz. Fakat bu aynı zamanda ithalat, finansman, dolarizasyon ve para birimi üzerinde baskıya, döviz rezervlerinin kullanımına yol açtı. Bu güçlü büyümeyle sonuçlandı ancak rezervler yeniden inşa edilene kadar kırılganlıklar olacak. Bu rezervleri yeniden inşa etmek önemli olacak. İyi haber; oldukça memnuniyetle karşılanan politika değişikliği… Bu sürdürülürse tamponların yeniden inşası için zamanla zemin hazırlanacak.

2022’den itibaren büyüme beklentisi

4. Madde konsültasyonu kapsamındaki görüşmelerin öncü bulgularının paylaşıldığı son açıklamada IMF, Türkiye ekonomisine ilişkin 2021 yılı büyüme beklentisinin yüzde 6’ya yükseltildiğini duyurdu. Bu yukarı yönlü revizyonun arkasındaki temel motivasyon neler?

Ben Kelmanson: 2021 için büyüme tahminleri yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükseltildi. Bu yıla ilişkin büyüme tahmininin büyük bir kısmı, geçen yılın ikinci yarısında ekonomik faaliyette yaşanan güçlü toparlanmanın bu yılbaşındaki GSYH seviyesini kısmen artırarak mekanik olarak 2021’e taşınması ile açıklanabilir. Bu mekanik geçişe ek olarak, aşının yaygınlaşması ve küresel büyümede beklenen toparlanma da Türkiye’deki ekonomik faaliyeti bu yıl destekleyecektir. 2022’den itibaren büyümenin yüzde 3,5 civarındaki potansiyel büyüme eğilimine geri döneceğini tahmin ediyoruz.

Son yapılan 4. Madde görüşmelerinin tamamlanmasının ardından yayımladığınız açıklamada, Türkiye’nin ilk politika müdahalesinin ekonomide keskin bir toparlanmaya yol açtığını belirttiniz. Ekonomik toparlanmanın sürmesi için neler yapılmalı?

Kelmanson: İlk politika yanıtı, ekonomide çok keskin bir toparlanmaya yol açmakla birlikte daha önce bahsettiğimiz gibi aynı zamanda önceden var olan kırılganlıkları da artırdı. Bu da nihayetinde gerekli ve memnuniyetle karşılanan bir ekonomik politika değişikliğine yol açtı. Bu politika değişikliğinin gerektiği sürece sürdürülmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Özellikle sıkı para politikası duruşunu ve buna eşlik edecek salgın odaklı geçici ve hedefe yönelik ilave mali destekleri sürdürmek önemli olacak. Bu tedbirlere orta vadeli bir mali konsolidasyon planının da eşlik etmesi gerekir. Bu plan da 2022 yılından itibaren uygulanmak üzere şu anda yasalaştırılabilir. Bu tür politikalar, kredibilitenin ve ekonomideki tamponların yeniden inşa edilmesine yardımcı olurken, Kovid-19 salgınından kaynaklanan insani ve ekonomik ihtiyaçlara da yanıt olacaktır. Ayrıca, maliye, finans, iş gücü piyasası ve şirketler kesimine yönelik sıraladığımız hedef odaklı yapısal reformlar salgının olası uzun vadeli etkilerini hafifletmeye yardımcı olacaktır.

Yapısal reform vurgusu

Küresel tedarik zincirinin Çin’den özellikle Türkiye, Vietnam ve Endonezya gibi diğer gelişmekte olan ülkelere kaydığını görüyoruz. Türkiye’nin bundan faydalanacağını düşünüyor musunuz?

McGettigan: Türkiye, coğrafi olarak çok iyi bir konumda bulunuyor. Bazı başka özellikleri de var. Oldukça girişimci, dinamik, genç bir ekonomisi var. Ayrıca, küresel tedarik zincirinin bir parçası olmak ve yabancı yatırımı teşvik etmek için son politika değişiminin iyi olacağını düşünüyorum. Bence iki şey kesinlikle çok önemli. Biri, makroekonomik istikrar, ikincisi ise yapısal reformlar. Makroekonomik istikrar tarafında şu anda kesinlikle doğru hamleler yapılıyor. Yapısal tarafta ise bu aşamada odak noktasının salgınla ilgili ihtiyaçları ele alma olması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak orta vadede bunun ötesine geçildiğinde başka konular var. Ancak coğrafi konumunun girişimci genç nüfusla, gerekli reformlarla birleştiğinde Türkiye’yi küresel tedarik zincirindeki kaymadan yararlanacağı şekilde konumlandıracağını düşünüyorum.

IMF, her daim Türkiye’nin büyümesi için yapısal reformlara ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bu yapısal reformları biraz detaylandırabilir misiniz?

McGettigan: Ele aldığımız her ülkede yapısal reformlardan bahsediyoruz, burada Türkiye’yi ayrı tuttuğumuzu düşünmüyorum. 4. Madde görüşmeleri, her yıl her üye ülke için gerçekleştiriliyor. Şunu söyleyebilirim ki şu anda Türkiye için görüştüğümüz temel konular son görüşmelerin ardından ocak ayındaki açıklamada ortaya koyduğumuz konulardır. İş gücü piyasasının hem esnek olduğundan hem de salgından etkilenenler için destek sağlandığından emin olmak önemli. Örneğin, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımına yönelik her türlü adımın ilerleme için iyi olacağını düşünüyorum. Dikkate alınması gereken bir diğer alan genç işsizliği. Burada eğitim politikaları oldukça önemli. Bunları ele almanın zamanı olmadığının farkındayız ancak bir süredir gündeme getirdiğimiz sorunlar var. Kıdem tazminatı konusu da zamanla incelenebilecek bir başka alan. Salgının uzun vadeli etkilerinden kaçınılması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer bir deyişle, olumsuz bir şok olduğunda şoklar geçici olur ve zamanla her şey düzelir. Yani iş gücü piyasası tarafında eğitime odaklanmanın kadınların iş gücüne katılımına ve genç işsizliğine yardımcı olacağını düşünüyorum. Yapısal reformlar tarafında odaklandığımız bir diğer alan ise finansal olmayan şirketler kesimi. Bu diğer üye ülkelerde de karşılaştığımız bir sorun. Bazı şirketlerin açıkça zorluklarla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Salgın ortadan kalktıkça finansal olmayan şirketleri sağlıklı ve yaşayabilir olanlar ve sağlıklı olmayanlar olarak sınıflandırmanın, sermayenin sağlıklı olmayan firmadan sağlıklı olan firmaya aktarılmasının yolları olduğundan emin olunmalı. Bir diğer alan, mahkemeler tarafında daha fazla kapasiteye yönelik reformları içerir. Açıkça yardımcı olacak başka reformlar da var. Ancak salgında salgının kendisi üzerine odaklanılması gerektiğini düşünüyoruz.

Kelmanson: 4. Madde görüşmeleri, her yıl tüm üye ülkeler için gerçekleştiriliyor. Salgın nedeniyle bu yıl salgının ülkelerde yarattığı zorluklara özel olarak odaklanıldı. Az önce bahsettiğimiz reformlar daha çok orta vadeli konular. Ancak bu yıl daha çok salgına odaklanmış bir gündem var. Bu bağlamda temel soru, salgının ekonomi üzerindeki uzun vadeli etkilerinin nasıl engelleneceği. Burada odağımız iki konu üzerinde yoğunlaşıyor. Birincisi, iş gücü piyasası ve dolayısıyla istihdam büyümesinin nasıl sürdürüleceği. İkincisi ise salgın sonrasında şirketler kesiminin güçlülüğünün nasıl muhafaza edileceği.

“Türkiye, IMF’nin önemli bir üyesi”

Dünyada birçok ülke salgının etkilerine karşı gevşek bir para politikası izlerken Türkiye sıkı para politikası uyguluyor. Türkiye’nin yeni politika yaklaşımını memnuniyetle karşıladığınızı belirttiniz. Bunun nedeni nedir? Türkiye’de yeni ekonomi yönetiminin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kelmanson: Para politikasını sıkılaştırmaya ve kredi büyümesini ele almaya yönelik son ekonomi politikası değişikliğini memnuniyetle karşılıyoruz. Tek bir politika faiziyle likidite sağlamaya geçiş de dahil olmak üzere para politikası çerçevesinin sadeleştirilmesini de takdir ediyoruz. Bu adımlar kredibilitenin yeniden inşasına, risk priminin düşmesine, Türk lirası üzerindeki baskının sınırlanmasına ve rezervlerin güçlendirilmesine yardımcı oldu. Enflasyon beklentilerinin istikrara kavuşmaması durumunda ilave ölçülü sıkılaşma yapılmasını ve ayrıca sıkı parasal duruşun sürdürülmesini tavsiye ediyoruz. Ayrıca, kredi tahsisinin daha çok piyasada belirlenmesine imkan verecek politikalar izlenmeli. İlaveten mali tarafta, Hazine ve Maliye Bakanlığının Türkiye’nin tarihsel olarak güçlü mali çapasını desteklemek için gösterdiği çabaların yeniden doğrulanmasını da memnuniyetle karşılıyoruz. Bir miktar daha mali alan olduğuna inanıyoruz. Bu alan, salgınla ilgili destek sağlama amacıyla hedefe yönelik ve geçici bir şekilde kullanılabilir. Aynı zamanda mali konsolidasyon planı, 2022 yılından itibaren uygulamaya başlanmak üzere şu anda yasalaştırılabilir.

IMF, Türkiye’de özellikle siyasi olarak hassas bir konu. Türk yetkililer ve Hazine Bakanlığı ile iletişiminiz nasıl?

McGettigan: Bildiğiniz gibi Ankara’da bulunan Kıdemli Daimi Temsilcimiz Sayın Kelmanson, Türkiye’deki meslektaşlarımızla devamlı etkileşim halinde. 4. Madde görüşmeleri için bütün toplantıları yetkililer organize ediyor. Bu yıl salgın sebebiyle ilk kez Türkiye’ye sanal ziyaret düzenlemek zorunda kaldık ve sorunsuz geçti. Yetkililer, toplantıları son derece iyi organize etti. Çok misafirperverlerdi ve uzun, çok iyi toplantılar düzenledik. Çok yapıcı toplantılardı. Diğer birçok ülkede olduğu gibi hassasiyetler olmasına rağmen çalışma ilişkisinin çok samimi, yapıcı ve yardımcı olduğunu söylemek isterim.

Kelmanson: Bence, yetkililerle teknik düzeyde iyi ilişkilerimiz var. IMF üye bazlı bir kurumdur ve Türkiye, bu örgütün önemli bir üyesidir. İcra Direktörleri Kurulumuzda diğer tüm direktörlerle birlikte oturan, tüm ülke ve politika tartışmalarında yer alan bir temsilcimiz var. Türkiye, tüm bu tartışmalarda her zaman çok yapıcı bir rol oynamıştır. Türk yetkililerin IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda katkıda bulundukları yapıcı diyalogların benzerini biz de burada Türkiye’de sürdürmekteyiz.

“Türkiye, gelişmek için iyi bir konumda bulunuyor”

Türkiye ekonomisinin kısa ve uzun vadeli geleceği hakkındaki beklentileriniz neler?

McGettigan: Daha önce de bahsettiğim gibi Türkiye, esnek, girişimci ve dayanıklı bir ekonomiye sahip. Ayrıca, oldukça genç bir nüfusu var ve Türkiye, küresel ticaretin kavşak noktasında yer alıyor. Bu arka plan doğrultusunda Türkiye, küresel ekonomi salgından toparlanmaya başladığında gelişmek için iyi bir konumda bulunuyor. Bu fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmak için Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli zorlukları ele alması gerekiyor. Birincisi, belirsizliklerle dolu bir dünyada şoklara karşı korunma sağlamaya yönelik tamponları güçlendirmek için son ekonomik politika değişikliğine devam edilmesi gerekiyor. İkincisi, salgının kalıcı olumsuz etkilerini en aza indirmek ve Türkiye’nin ekonomik potansiyelini daha da güçlendirmek için hedefe yönelik reformlar yapılmalıdır. Böylece gelecek yıllarda güçlü, sürdürülebilir büyüme ve istihdama ulaşılabilir.

Türkiye ekonomisini 5 yıl içerisinde nerede görüyorsunuz?

McGettigan: Türkiye’yi 5 yıl içinde gücünü toplamış görmek istiyorum. Bu nedenle politika değişikliğine devam edilmesi ve gerekli yapısal reformların gerçekleştirilmesi hayati önem taşıyor. Türkiye’nin bu reformlardan yararlanmak için iyi bir şekilde konumlandığını düşünüyorum.

Merkez Bankası, politika faizini yüzde 17’de sabit bıraktı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulunun (PPK), politika faizinin yüzde 17 düzeyinde sabit tutulmasına karar verdiği bildirildi.

İktisadi faaliyetin güçlü bir seyir izlediği belirtilen duyuruda, salgına bağlı kısıtlamaların ekonomi üzerindeki aşağı yönlü etkilerinin sınırlı kalırken, hizmetler ve bağlantılı sektörlerdeki yavaşlama ve bu sektörlerin kısa vadeli görünümüne dair belirsizliklerin sürdüğü ifade edildi.

Duyuruda, salgın döneminde sağlanan yüksek kredi büyümesinin birikimli etkileriyle güç kazanan iç talebin cari işlemler dengesi üzerindeki olumsuz etkisinin devam ettiği kaydedildi.

Diğer taraftan, finansal koşullardaki sıkılaşmayla birlikte son dönemde kredi büyümesinin yavaşlamaya başladığı belirtilen duyuruda, şu değerlendirmelere yer verildi:

“İç talep koşulları, döviz kuru başta olmak üzere birikimli maliyet etkileri, uluslararası gıda ve diğer emtia fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümünü olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Gerçekleştirilen güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkilerinin daha belirgin hale gelmesi beklenmekte, böylelikle enflasyon üzerinde etkili olan talep ve maliyet unsurlarının kademeli olarak zayıflayacağı öngörülmektedir.”

“Gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır”

Duyuruda, uluslararası emtia fiyatlarında süregelen artış eğilimi ve bazı sektörlerde belirginleşen arz kısıtları ile gerçekleştirilen ücret ve yönetilen fiyat ayarlamalarının, orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki önemini koruduğu belirtildi.

Bu doğrultuda, 2021 yıl sonu tahmin hedefi dikkate alınarak, enflasyonda kalıcı düşüşe ve fiyat istikrarına işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar, sıkı para politikası duruşunun kararlılıkla uzun bir müddet sürdürüleceği vurgulanan duyuruda, şunlar kaydedildi:

“Enflasyonda kalıcı düşüşe ve fiyat istikrarına işaret eden güçlü göstergeler kapsamında enflasyonun ana eğilimi ve fiyatlama davranışlarına ilişkin göstergeler, yayılım endeksleri, talep ve maliyet unsurları ve enflasyon beklentilerinin tahmin ufku içerisinde hedeflerle uyumu yakından izlenmektedir. Gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır. Kalıcı fiyat istikrarı ve yüzde 5 hedefine varıncaya kadar, para politikası faizi ile gerçekleşen/beklenen enflasyon arasındaki denge, güçlü dezenflasyonist etkiyi koruyacak şekilde kararlılıkla sürdürülecektir. Sıkı para politikası duruşunun bu şekilde sürdürülmesinin fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmesinin yanında, ülke risk primlerinin düşmesi, ters para ikamesinin başlaması, döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik ve finansal istikrarı olumlu etkileyeceği değerlendirilmiştir.”

Duyuruda, TCMB’nin karar alma süreçlerinde orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu etkileyen tüm unsurları ve bu unsurların etkileşimini temel alan bir analiz çerçevesi benimsediği belirtildi.

Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurulun geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanan duyuruda, Para Politikası Kurulu toplantı özetinin beş iş günü içinde yayımlanacağı ifade edildi.

Capital Economics, 2021 sonunda dolar/TL için 6,25 öngörüsünde bulundu

Capital Economics, Türkiye ekonomisindeki politika değişiminin etkilerine ilişkin Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Ekonomisti Jason Tuvey tarafından kaleme alınan bir değerlendirme yayımladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politikasındaki değişimin yurt içi finans piyasalarındaki toparlanmayı desteklediğine işaret edilen değerlendirmede, bunun daha da ilerlemesi gerektiği kaydedildi.

En iyi performans gösteren gelişmekte olan ülke para birimi

Değerlendirmede, dolar/TL‘nin bu yılın sonunda 6,25 seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiği bildirildi.

TCMB’nin parasal koşulları sıkılaştırarak sadeleşmeye gittiği anımsatılan değerlendirmede, bankanın iletişimini iyileştirmek için çaba sarf ettiği ve enflasyonla mücadelenin daha ciddiye alındığı aktarıldı.

Değerlendirmede, yatırımcıların, ortodoks politikaya geçişin kalıcı olacağından emin göründüğüne işaret edilerek, Türk lirasının geçen yıl kasım ayında en düşük noktaya ulaşmasının ardından dolar karşısında yüzde 20’nin üzerinde değer kazandığı ve 2021’in başından bu yana en iyi performans gösteren gelişmekte olan ülke para birimi olduğu ifade edildi.

Risk priminde düşüş beklentisi

Türk lirasının değer kazanmasının risk primindeki düşüşle desteklendiğine dikkat çekilen değerlendirmede, genel olarak yatırımcıların Türkiye’ye yönelik görüşlerinin, daha önce öngörülenden hızlı iyileştiği vurgulandı.

Değerlendirmede, hükümetin jeopolitik gerilimleri hafifletmeye yönelik adımlarının cesaret verici olduğu belirtilerek, Türkiye’nin risk priminin düşmeye devam edebileceği aktarıldı.

TCMB’nin parasal koşulları tahmin edilenden daha sıkı tutmasının beklendiğine işaret edilen değerlendirmede, bunun enflasyonun düşürülmesine ve zamanla yerel para cinsinden tahvil getirilerinin lirayı desteklemesine yardımcı olacağı kaydedildi.

Capital Economics, 13 Ocak’ta yayımladığı raporda, 2021 sonunda dolar/TL için 7 öngörüsünde bulunmuştu.

Yurt içi piyasalar Merkez Bankası’na odaklandı

ABD Merkez Bankasının (Fed) dün açıklanan son toplantısına ait tutanaklar, ülkedeki ekonomik koşulların uzun vadeli hedeflerin uzağında olduğunu ve hedeflere ulaşılıncaya kadar destekleyici politika duruşunun devam etmesi gerektiğini ortaya koydu. Tutanaklardaki, enflasyondaki yükseliş eğiliminin geçici olduğu ve daha çok iş gücü piyasasına odaklanılması gerektiği vurgusunun ardından tahvil faizlerinin gerilemesi dikkati çekti.

Dün yüzde 1,33’ün üzerini test eden ABD’nin 10 yıllık tahvil faizleri, Fed’in toplantı tutanaklarının ardından düşüşe geçerek yüzde 1,2580’e geriledi. Dolar endeksi ise yüzde 0,5 artışla 91 seviyesine çıktı.

Öte yandan dün açıklanan verilere göre ABD’de ocakta perakende satışlar yüzde 5,3 ve sanayi üretimi yüzde 0,9 artarak piyasa beklentilerini geride bıraktı. Üretici Fiyat Endeksi ise (ÜFE) ocakta aylık yüzde 1,3 yükselerek Aralık 2009’dan bu yana kaydedilen en hızlı artışa işaret etti.

ÜFE’deki yükseliş, perakende sektöründeki güçlü seyir ve dünya genelinde emtia fiyatlarındaki artışlar enflasyona ilişkin endişeleri artırsa da Fed üyelerinin görüşleri şimdilik piyasa fiyatlamalarının dengelenmesini sağladı.

Bu gelişmelerle dün New York borsasında karışık bir seyir izlendi. Dow Jones endeksi yüzde 0,29 değer kazanarak rekorlarına devam ederken, S&P 500 endeksi yüzde 0,03 ve Nasdaq endeksi yüzde 0,58 düşüş kaydetti.

Avrupa tarafında, Avrupa Birliği’nin yaptığı anlaşmalarla yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının tedarikine ilişkin soru işaretleri ortadan kalkarken, Fed tutanakları öncesinde kapanan pay piyasalarında, tahvil faizlerindeki yükselişler nedeniyle negatif bir seyir izlendi.

Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,56, Almanya’da DAX 30 endeksi yüzde 1,1, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,36 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 1,12 değer kaybetti.

Bugün uzun tatil sonrası işleme açılan Çin borsasında pozitif bir seyir izlenirken, dün düşüşü ivme kazanan altının ons fiyatında tepki yükselişleri görülüyor. Ons altın şu dakikalarda yüzde 0,5 artışla 1.783 dolara çıkarken, Brent petrolün varil fiyatı ise değer kazanmaya devam ederek 64,8 dolarla Ocak 2020’den bu yana en yüksek seviyesini gördü.

Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,9 değer kaybederken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 yükseldi.

Yurt içinde, dün piyasalardaki dalgalanmalar devam etti. BIST 100 endeksi, gün içinde 1.530-1.555 bandında hareket etmesi sonrası bir önceki kapanışa göre yüzde 0,14 değer kaybederek günü 1.540,59 puandan tamamladı. Endeksin düşüşünde bankacılık hisselerinin yüzde 1’i aşan kayıpları etkili oldu. Dün 7,06 sınırına kadar çıkması sonrası tekrar düşüşe geçen ve 6,9620’den kapanış yapan dolar/TL ise bugün bankalararası piyasanın açılışında 6,9760 seviyesinde işlem görüyor.

Analistler, ABD’de hayata geçirilmesi planlanan ekonomik destek paketi ve Kovid-19 salgını nedeniyle alınan tedbirlerin kademeli olarak kaldırılmasına ilişkin haber akışının gündemin odağındaki yerini koruduğunu belirterek, TCMB’nin faiz kararının da piyasaların yönü üzerinde belirleyici olacağını ifade etti.

Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 1.570 ve 1.582 seviyelerinin direnç, 1.525 puanın destek konumunda olduğunu dile getiren analistler, dolar/TL’de ise 6,95-7,00 bandının takip edileceğini kaydetti.

AA Finans‘ın gerçekleştirdiği ankete katılan ekonomistlerin büyük çoğunluğu, politika faizinin yüzde 17,00’de sabit bırakılacağını tahmin ediyor. Ankete katılan 21 ekonomistin 5’i 100 baz puan, 1’i 75 baz puan artış beklerken, 15 ekonomist değişiklik olmayacağını öngörüyor. Ocak ayındaki PPK toplantısında politika faizi yüzde 17’de sabit bırakılmıştı.

Myanmar’da bilgisayar korsanları, orduya ait sitelere saldırdı

Myanmar Hackers” isimli bilgisayar korsanı grubunun siber saldırısı sonucu Myanmar ordusuna ait bazı propaganda siteleri ile devlet televizyonu MRTV ve Merkez Bankasının internet sitesinde kesintiler meydana geldi.

Sosyal medya sayfalarından açıklama yapan Myanmar Hackers, “Myanmar’da adalet için mücadele ediyoruz. Hükümete ait internet sitelerini protesto ederek halkın sesini duyurduk.” ifadesini kullandı.

Ülke genelindeki protestolar ise 12. gününde devam ederken, başkent Nepido, Yangon ve Mandalay kentlerinde işçi ve öğrencilerin ağırlıkta olduğu on binlerce kişi, cunta yönetimine karşı sloganlar attı.

Darbeden önce gözaltına alınan eski Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii’nin fotoğraflarının olduğu pankartlar taşıyan kalabalık, seçilmiş hükümet liderlerinin serbest bırakılması talebinde bulundu.

Ülkenin en kalabalık şehri Yangon’da dün başlayan yol kapatma protestoları bugün de sürdü.

Protestocular, Yangon’un en işlek sokaklarına dizdikleri araçların kaportalarını açarak trafiği durdurdu.

Darbe karşıtı protestocular ve destekçilerine gözaltılar da sürerken, Mandalay’da eski eyalet bakanlarından Myo Thit, devlet memurlarını sivil itaatsizlik eylemine teşvik ettiği gerekçesiyle gözaltına alındı.

Protestoculardan Singapur ürünlerine boykot

Öte yandan protestocu gruplar, Singapur Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan’ın, darbeden ötürü “Myanmar’a yaptırım yapılmaması gerektiği” açıklamalarına tepki göstererek ülkedeki Singapur ürünlerine boykot kampanyası başlattı.

Twitter ve Facebook üzerinde “Singapur Ürünlerini Boykot Et” etiketleriyle paylaşımlar yapan protestocular, “Singapur, Myanmar halkının fikirlerine saygı duymuyor” ve “Singapur’un ürünlerini alma” gibi mesajlar verdi.

Singapur Dışişleri Bakanı Balakrishnan, Myanmar’a yönelik yaptırım kararlarına ilişkin, “Genelleştirici ve rastgele yaptırımlardan kaçınmalıyız, çünkü bu tür hamlelerin sonunda Myanmar’daki sıradan insanlar zarar görecekir.” açıklamasında bulunmuş ve Singapur’un Myanmar ile ekonomik ilişkilerini dondurmayacağını söylemişti.

Myanmar’da askeri darbe

Myanmar ordusu, kendisine yakın siyasi grupların 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarını ortaya atması ve ülkede yükselen gerilimin ardından 1 Şubat’ta yönetime el koymuştu.

Ordu, 1 yıllığına olağanüstü hal ilan ederken Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası toplum darbeyi kınamış, Türkiye en sert tepki veren ülkelerin başında gelmişti. ABD, Myanmar’a yaptırımları geri getirmeyi gündemine almıştı.

Halk, 6 Şubat’ta demokrasiye dönüş talebiyle gösterilere başlarken polis yer yer göstericilere müdahalelerde bulunmuştu. Ordu bazı kentlerde sıkıyönetim kararı almıştı.

İspanya’da tutuklanan rap sanatçısı Hasel’e destek gösterileri ülke geneline yayılarak bugün de devam etti

İspanya‘da terörizmi yüceltme ve Kraliyet Ailesi’ne hakaret suçlarından hüküm giyen rap sanatçısı Pablo Hasel‘in dün polis zoruyla tutuklanıp cezaevine götürülmesine karşı Katalonya‘da başlayan gösteriler ülke geneline yayılarak bugün de devam etti.

Ülkenin bazı büyük kentlerinde yapılan eylemlerde olaylar çıkarken, özellikle başkent Madrid ve Barselona‘da polis, göstericileri dağıtmak için müdahale etti.

Madrid’deki Sol Meydanı’nda toplanan, çoğunluğunu aşırı solcu grupların ve üniversite öğrencilerinin oluşturduğu kalabalığa karşı cop kullanarak müdahale eden polis, bazı göstericilerin taş ve şişe atarak karşılık vermesiyle ses bombası, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi de kullandı.

Meydandaki kalabalığı dağıtan polis ile göstericiler arasındaki çatışmalar sokak aralarında da devam etti.

Şiddet yanlısı bazı gruplar, çevredeki dükkanlara saldırarak, çöp bidonlarını ateşe verdi.

Benzer olaylar Barselona’da da yaşanırken, kent merkezinde toplanan göstericilere polis müdahale etti.

Barselona ve Madrid sokaklarında devam eden olaylarda gözaltına alınanların olduğu, yaralıların da bulunduğu görüldü.

Katalonya bölgesinde dün akşam yapılan gösterilerde 33 kişinin yaralandığı ve 15 kişinin gözaltına alındığı bildirilmişti.

Plastik mermiden yaralanan bir gencin gözünü kaybettiği açıklandı.

Hakkında 2014’ten bu yana 4 farklı suçtan kesinleşmiş mahkeme kararı ve halen devam eden bir soruşturma bulunan Hasel, Twitter hesabından attığı mesajlarla terörizmi yüceltmek, devlete ve Kraliyet Ailesi’ne hakaret suçlarından 9 ay hapis cezası almasının ardından dün sabah polis zoruyla tutuklanarak cezaevine götürülmüştü.

Hasel’in cezaevine konulması, “ifade özgürlüğünün kısıtlandığı” gerekçesiyle İspanya’daki sol koalisyon hükümetinin küçük ortağı Unidos Podemos başta olmak üzere ülke genelindeki sol görüşlü gruplar tarafından da eleştiriliyor.

Hasel’in cezasının infazının askıya alınması talebini reddeden Ulusal Mahkeme, kararında, bazı şarkılarındaki sözlerde terör örgütleri GRAPO, ETA ve Terra Lliure’yi öven ifadeler kullandığı için 2014’te aldığı iki yıl hapis cezası o dönemde ertelenen Hasel’in daha sonra 2017’de güvenlik güçlerine karşı gelme ve 2018’de bina basmaktan mahkum edildiğini hatırlatmıştı.

Hasel’in tutuklanması, İspanya’da sosyal medya üzerinden yapılan yorumlarla ilgili ifade özgürlüğü tartışması başlatırken, hükümet, “nefret suçları, krallığa hakaret, İspanyol bayrağına saldırı, terörizmi yüceltme veya dini duygulara saldırı” gibi suç teşkil eden bazı konuların, Ceza Kanunu’nun dışında kalması ve bunlarla ilgili öngörülen hapis cezalarının kaldırılması için Adalet Bakanlığınca bir çalışma başlatıldığını duyurmuştu.