Milli Eğitim Bakanı Selçuk’tan LGS açıklaması

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Twitter’dan yaptığı açıklamada, bu hafta sonu LGS için okulların kapılarının öğrencilere açılacağını belirtti. 

Selçuk, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Velilerimiz, öğrencilerimiz ve görevli öğretmenlerimiz, binalarımızın ve sınav salonlarımızın özel dezenfektanlarla temizlendiğinden ve gerekli hijyenin sağlandığından emin olabilirler. 2019 LGS’de 148 bin 946 öğretmenimiz görev almış iken bu yıl 353 bin 158 öğretmenimiz ve 17 bin 990 rehber öğretmenimiz, sınav alanlarında bizlere yardımcı olacak. Öğrencilerimizden ve velilerimizden ricam, hepimizin sağlığı için öğretmenlerimizin yönlendirmelerine uymalarıdır.”

MSB: Haftanin’de icra edilen hava harekatıyla 4 PKK’lı terörist etkisiz hale getirildi

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordinesinde Irak’ın kuzeyine düzenlenen hava harekatıyla PKK’lı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

Milli Savunma Bakanlığından (MSB) yapılan açıklamaya göre, TSK ve MİT koordinesinde Irak’ın kuzeyindeki Haftanin‘e hava harekatı icra edildi.

Harekatta PKK’lı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

Açıklamada, “Terör örgütünün tüm inleri başlarına yıkılacak” ifadelerine yer verildi.

‘1915 olayları hakkında Türkiye karşıtı asılsız iddialara karşı atılacak adımlar ele alındı’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı‘nda, 1915 olayları hakkında Türkiye karşıtı asılsız iddialara karşı atılacak adımlar ele alındı.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde basına kapalı yapılan ve 5 saat süren toplantının ardından yazılı açıklama yaptı.

Altun, toplantıda 1915 olayları hakkında Türkiye karşıtı asılsız iddialara karşı atılacak adımların masaya yatırıldığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, çarpıtılan tarihi olaylar üzerinden ekilmeye çalışılan husumet tohumlarının hakikat toprağında yeşerme imkanı bulamayacağını vurguladığını kaydetti.

Toplantıda, bütün Osmanlı vatandaşları için zorluk ve acıyla geçen bir dönemin çeşitli odaklar tarafından üretilen yalan ve iftiralarla siyasi hesaplar uğruna kullanılmaya çalışmasının önüne geçecek politikalar üzerinde durulduğunu bildiren Altun, şunları kaydetti:

“Türkiye’yi ve milletimizi karalamak için 1915 olaylarını malzeme olarak kullanan Ermeni lobisinin ve konuyu siyasi hesaplarla istismar eden ülkelerin gerçek dışı iddialarla yaptıkları propagandanın önüne geçecek kapsamlı adımların ele alındığı toplantıda, konunun tarihi ve hukuki boyutlarının ulusal ve uluslararası kamuoyunda gerçekleriyle anlatılmasını sağlayacak projeler ve faaliyetler ele alınmıştır.”

Toplantı

Toplantıya, kurul üyeleri İsmail Kahraman, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Köksal Toptan, Mehmet Ali Şahin, Yıldırım Akbulut, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı ile İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan da katıldı.

Türkiye’de Kovid-19’dan 153 bin 379 kişi iyileşti

Türkiye’de son 24 saatte 1467 kişiye Kovid-19 tanısı konuldu, 17 kişi hayatını kaybetti, toplam vaka sayısı 181 bin 298, can kaybı 4 bin 842 oldu.

Sağlık Bakanlığının internet sitesinde yer alan ve Bakan Fahrettin Koca’nın da Twitter’dan paylaştığı “Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu”nun güncel verilerine göre; bugün 46 bin 800 test yapıldı, 1467 kişiye Kovid-19 tanısı konuldu. Son 24 saatte 17 hasta vefat etti, 1015 kişi iyileşti.

Toplam test sayısı 2 milyon 721 bin 3, vaka sayısı 181 bin 298, vefat sayısı 4 bin 842 olarak kayıtlara geçti.

Yoğun bakımdaki hasta sayısı 732, solunum cihazına bağlı hasta sayısı 303, toplam iyileşen hasta sayısı ise 153 bin 379 oldu.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter hesabından son verilere ilişkin yaptığı paylaşımda, “Yeni vaka sayısı dünkünden 125 az. Hastaneye yatışı yapılan yeni hasta sayısı 210. Yoğun bakım hasta sayımızda 10 artış var. Pozitif tanı sayısının 1000’in üstünde seyrettiği son tablolarda bazı bölgeler ve grup davranışları etkin. Tedbirlerle güçlüyüz.” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı: Fransa Suriye’de olduğu gibi Libya’da da karanlık işler peşinde

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Fransa’nın, Türkiye’nin Libya‘ya müdahalesine ilişkin iddialarına yanıt verildi. 

Açıklamada, “Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığının, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın, Paris ziyaretiyle ilgili açıklamasıyla bir soruya cevaben yaptığı açıklamada, ülkemizin Libya’ya yönelik tutumuna dair iddiaları, Fransa’nın Libya’ya yönelik karanlık ve izahı bulunmayan politikasının yeni bir göstergesidir.” ifadesi kullanıldı.

Fransa’nın, Libya’da meşru hükümeti devirerek ülkede otoriter rejim kurmaya yeltenen ve siyasi çözümden yana olmadığını alenen açıklayan darbeci ve korsan Halife Hafter’e verdiği desteğin, Libya krizini körüklediği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Fransa’nın bu yaklaşımı Hafter’i askeri yöntemlerde ısrar etme konusunda cesaretlendirmiş, Libya halkının acılarını ve sıkıntılarını artırmıştır. Libya’da barış ve istikrarın tesisinin önündeki en büyük engel ise Fransa ve bazı ülkelerin BM Güvenlik Konseyi kararları hilafına gayrimeşru yapılara verdikleri destektir.”

“Esas endişe duyulması gereken, Fransa’nın karanlık ilişkileri”

Türkiye’nin, BM kararları çerçevesinde uluslararası camia tarafından tanınan hükümete, talebi üzerine destek verdiğine işaret edilen açıklamada, Türkiye, meşru hükümetin yanındayken, Fransa’nın, BM ve NATO kararları hilafına “darbeci ve gayrimeşru bir şahsın” yanında olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Türkiye’nin Libya’daki faaliyetleri meşruyken, Fransa Suriye’de olduğu gibi karanlık işler peşinde koşmakta, bölgedeki bazı ülkelerin taşeronluğunu yapmaktadır. Esas endişe duyulması gereken Fransa’nın işte bu karanlık ilişkileridir. Bir NATO müttefikinin bu şekilde davranması kabul edilebilir bir durum değildir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Açıklamada, Türkiye’nin Libya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması amacıyla BM himayesinde yürütülen çabalara destek vermeye devam edeceği vurgulandı.

TCMB Başkanı Uysal: Ekonomimizin ihtiyaç duyacağı kararları almaya devam edeceğiz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal, “Önümüzdeki süreçte ülkemizin ve ekonomimizin ihtiyaç duyacağı kararları hızlı bir şekilde almaya ve alınan kararları etkili bir biçimde uygulamaya devam edeceğiz.” dedi.

Uysal, online düzenlenen 12. Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Konferansı kapsamındaki özel oturumda yaptığı konuşmada, küresel finansal kriz sonrasında gelişmekte olan ülkelere önemli miktarda sermaye girişi gerçekleştiğini ancak bu ülkeler için halen sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya ulaşmada finansman kaynaklı zorluklar bulunduğunu söyledi.

Bu durumun borçlanmaya ve kaldıraca dayalı finansal sisteme alternatif olabilecek, sürdürülebilir ve uzun vadeli finansman modeli arayışlarının hızlanmasına yol açtığını belirten Uysal, “İdeal olan; finansman kaynaklarının hem altyapı hem de özel yatırımları finanse ederek üretim ile istihdamı artırması ve kamu finansmanına yeni yatırımları teşvik etmesi, böylece sosyal politikalara da katkı sağlamasıdır.” dedi.

İslami finansın varlığa dayalı finansman yapısıyla risk paylaşımını esas aldığını kaydeden Uysal, buna ek olarak “sağlam bir finansal altyapı”, “gelir eşitsizliğinin azaltılması” ve “çevresel sorunlara duyarlı finansman konularına katkısı” gibi özelliklerinin İslami finansı ön plana çıkardığını anlattı.

Küresel İslami finans sektörünün, son 10 yılda kayda değer bir büyüme göstererek 2019 itibarıyla 2,44 trilyon dolarlık aktif büyüklüğe ulaştığını vurgulayan Uysal, “Buna karşılık küresel finansal sektör içerisindeki payının sadece yüzde 1 civarında olduğu düşünüldüğünde sektörün hala önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de İslami finans sektörünün gelişimine değinen Uysal, bu alanda yapılan faaliyetleri anlattı.

Bu yıl itibarıyla ülkedeki katılım finans kurumları sayısının 6’ya ulaştığını aktaran Uysal, katılım finans kuruluşlarının 2015-2019 döneminde bankacılık sektör ortalamasının üzerinde bir büyüme sağladığını, 2005’te yüzde 2’ler civarında seyreden aktif payının, kamu katılım finans kurumlarının kurulmasıyla son 2 yılda yüzde 20’nin üzerinde artarak mart itibarıyla yüzde 6,5’e ulaştığını bildirdi.

“TCMB, katılım finans sektörünün gelişimine katkı sağlamaktadır”

Murat Uysal, TCMB’nin, faizsiz finansın artan önemine paralel olarak katılım finans sektörünün gelişimine katkı sağladığını belirterek, bu alanda yaptıkları düzenlemeler, hayata geçirdikleri uygulamalara değindi.

Uysal, son dönemde Merkez Bankası bünyesindeki döviz ve efektif piyasalarında daha aktif bir rol almaya başlayan katılım finans kurumlarının, özellikle TCMB ile gerçekleştirdikleri swap işlemlerini artırmaya başladığını bildirdi.

TCMB’nin, sektörün gelişimine destek olmak amacıyla İslami finans alanında çalışan uluslararası kuruluşlara üye olarak küresel ölçekteki çalışmaları yakından takip ettiğini ve bu çalışmalara katkı sağladığını aktaran Uysal, Uluslararası İslami Likidite Yönetimi Kuruluşu’nun (IILM) 2010’dan beri kurucu ortaklarından olduklarını hatırlattı.

Katılım finans sisteminin, ortaklık sözleşmelerini ve risk paylaşımını öne çıkartarak katılımcı ve kapsayıcı büyümeyi desteklediğini ifade ederek, sistemin bilinirliğinin artırılması ve potansiyelinden daha iyi yararlanılabilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmasında fayda görüldüğünü söyledi.

Uysal, “Katılım finans alanında farkındalığın artırılması ve sektöre yönelik güvenin sağlamlaştırılması için hazırlanacak kapsamlı bir iletişim stratejisinin zamanlıca uygulanmasının, sektörün kazandığı ivmeyi daha da artırabileceğini ifade etmek isterim.” dedi.

Katılım finans sisteminin gelişmesinin ülke ekonomisi için önemine işaret eden Uysal, bu süreçte TCMB olarak her türlü katkıyı sunabileceklerini söyledi.

“Salgının seyri konusundaki belirsizlik küresel büyüme görünümünü zayıflatıyor”

TCMB Başkanı Uysal, koronavirüs salgınının dünya genelinde hızla yayılmasının, küresel ticaret ve iktisadi faaliyette belirgin bir yavaşlamaya neden olduğunu belirterek, salgının ekonomik etkilerine ve normalleşme sürecine ilişkin yüksek belirsizlik ortamının küresel büyüme görünümünü önemli ölçüde zayıflattığını söyledi.

Bu süreçte tüm dünyada merkez bankalarının hayata geçirdiği politika tedbirlerine değinen Uysal, “Toparlanma sağlanabilmesi ve salgından en fazla etkilenen hanehalkı ve firmaların desteklenerek farklı kesimler üzerindeki maliyetlerin en aza indirilmesi önem taşıyor.” dedi.

Salgına karşılık çok yönlü ve mikro politika uygulamalarının kritik önemine değinen Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önümüzdeki dönemde ekonomilerde oluşacak hasarın tespiti ve normalleşme hızına bağlı olarak destekleyici politikaların süresi ve boyutuna ilişkin ciddi belirsizlikler bulunuyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha önce eşine rastlanmamış büyüklükte tedbir paketleri açıklanması, salgın sonrası dönemde bütçe açıklarının genişleyeceği, kamu ve özel sektör borçluluğunun artacağı, küresel faiz oranlarının ise uzun bir süre düşük seyredeceği bir görünüme işaret ediyor. Bu süreçte politika adımlarının etkin kaynak yönetimi anlayışıyla hedefe yönelik ve geçici nitelikte olması, salgının olumsuz etkilerinin sınırlanması ve genişletici politikaların olası yan etkilerinin önüne geçilebilmesi açısından büyük önem taşıyor.”

“Attığımız adımlar sürecin en az hasarla atlatılmasını amaçlıyor”

Murat Uysal, son dönemde aldıkları parasal tedbirlerin ekonomide üretim ve finansal istikrarı destekleyerek bu dönemin en az hasarla atlatılmasını amaçladığını vurgulayarak, “Koronavirüse bağlı gelişmelerin olumsuz etkilerini sınırlandırmak için finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının kesintisiz ve sağlıklı bir şekilde işlemeye devam etmesi önem arz ediyor.” dedi.

Bu amaçlar doğrultusunda süreci ve etkilerini yakından izleyerek sistemin artan likidite ihtiyacını karşılamaya ve reel sektöre kredi akışının kesintisiz devamını sağlamaya yönelik zamanlı, hedefe odaklı ve öngörülebilir adımlar attıklarını belirten Uysal, bu adımları anlattı.

Uysal, bu süreçte belirledikleri limitler dahilinde DİBS piyasasındaki likiditeyi desteklemek amacıyla da adımlar attıklarını kaydederek, “Bunun yanı sıra Varlığa Dayalı Menkul Kıymet ve İpotek Teminatlı Menkul Kıymetleri teminat havuzuna dahil ederek sermaye piyasalarının derinleşmesini ve finansal kurumların kaliteli teminat getirerek kullanabileceği likidite imkanlarının çeşitlenmesini hedefledik.” diye konuştu.

TL cinsi reeskont kredileri için tahsis edilen imkanın 20 milyar lirasını, daha verimli bir şekilde yatırım taahhütlü avans kredisi olarak kullandıracaklarını açıkladıklarını hatırlatan Uysal, bu adımla verimliliği yüksek, ithalatı azaltan ve ihracatı destekleyen yatırımların teşvik edilmesini, dışa bağımlılığın ve cari açık sorununun azaltılmasını ve sürdürülebilir büyümenin desteklenmesini amaçladıklarını söyledi.

“Elimizdeki bütün araçları kullanmaya devam edeceğiz”

TCMB Başkanı Uysal, attıkları adımlarla, finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağlayarak finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanma sürecine destek olmayı hedeflediklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: 

“Böylece geçici salgın ortamından doğan etkilerin uzun vadede üretim ve istihdama verebileceği zararları en aza indirmeyi amaçladık. Nitekim, ekonomide üretim ve finansal istikrarı destekleyerek bu dönemin en az hasarla atlatılmasını amaçlayan tedbirlerin finansal sektörün likiditesini ve kredi koşullarını desteklediğini, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini koruduğunu gözlemliyoruz.

Önümüzdeki süreçte ülkemizin ve ekonomimizin ihtiyaç duyacağı kararları hızlı bir şekilde almaya ve alınan kararları etkili bir biçimde uygulamaya devam edeceğiz.” 

Salgın hastalığın olumsuz etkilerini en aza indirmek için Merkez Bankası olarak ellerinde geniş ve güçlü bir araç seti bulunduğunu vurgulayan Uysal, “Bu dönemde de parasal duruşumuzu enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde belirlemeye ve elimizdeki bütün araçları veri odaklı bir yaklaşımla fiyat istikrarı ve finansal istikrar amaçları doğrultusunda kullanmaya devam edeceğiz. Sürekli vurguladığımız gibi fiyat istikrarı, ekonomideki belirsizlikleri azaltarak, ekonominin büyüme potansiyelini destekleyerek sürdürülebilir büyümeye katkı sağlamakta, sağlıklı ve kapsayıcı büyüme ise fiyat istikrarının sürdürülebilirliğini güçlendirmektedir.” şeklinde konuştu. 

Bingöl Karlıova’da 5,7 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), saat 17.24’te merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini bildirdi.

AFAD’dan yapılan açıklamaya göre, saat 17.24’te Karlıova’da 5,7 büyüklüğünde deprem kaydedildi.

Depremin Bingöl’e yakın çevre illerde de hissedildiği öğrenildi.

AFAD: 16 artçı deprem meydana geldi

AFAD’dan yapılan açıklamada, Bingöl’ün Karlıova ilçesinde 5,7 büyüklüğündeki depremin ardından, ikisi 4,7 ve 4,6 olmak üzere toplamda 16 artçı depremin olduğu belirtildi.

Büyüklüğü 5,7’lik deprem yerin 8 kilometre, 4,6’lık deprem yerin 7,32 kilometre, 4,7 büyüklüğündeki deprem ise yerin 9,28 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

Bölgeye, Bingöl İl AFAD Müdürlüğünden 4, UMKE’den 5 personelin yanı sıra Karlıova İtfaiye, İlçe Jandarma ekiplerinin bölgeye gönderildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Bölgeye toplam 13 araç ile 59 AFAD personeli sevk edilmiştir. Siirt, Mardin, Batman, Ağrı, Ankara, Bursa ve Malatya illeri teyakkuza geçirilmiştir. Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar, Balpınarı, Ormaniçi, Çayköy, Kökpınar ve Karşıyaka köyleri taranmış olup herhangi bir olumsuz durum bulunmamaktadır. Muş, Adıyaman ve Şanlıurfa illeri taranmış olup herhangi bir olumsuz durumun olmadığı bildirilmiştir. Enerji Bakanlığından alınan bilgilere göre, herhangi bir enerji kesintisi olmamıştır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından alınan bilgilere göre, Türk Telekomun sabit şebekesinde ve servislerinde herhangi bir olumsuz durum veya kesinti bulunmamaktadır. 3 mobil baz istasyonu bölgeye sevk edilmiştir. Bölgeye 550 adet çadır sevk edilmiştir.”

Bakan Kurum: Ekipler bölgeye sevk edildi

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Bingöl’de meydana gelen depremle ilgili Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekiplerinin inceleme yapmak üzere bölgeye sevk edildiğini, süreci yakından takip ettiklerini bildirdi.

Kurum, Twitter hesabından, merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 büyüklüğündeki depreme ilişkin paylaşımda bulundu.

Bakan Kurum, “Bingöl Karlıova’da meydana gelen ve çevre illerimizden hissedilen deprem nedeniyle tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekiplerimiz inceleme yapmak üzere bölgeye sevk edilmiştir. Süreci yakından takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bakan Soylu: AFAD, Jandarma ve UMKE ekipleri sevk edildi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bingöl-Karlıova ilçesinde meydana gelen 5,7 büyüklüğündeki depremin ardından Bingöl Valisi Kadir Ekinci’den bilgi aldığını belirterek şunları kaydetti:

“İlk bilgiye göre, Karlıova-Kaynarpınar Jandarma Karakol Komutanlığı nöbet kulesi yıkılmış, bir güvenlik korucumuz göçük altında kalmış, iki güvenlik korucumuz hafif şekilde yaralanmıştır. Yayladere yolunda depremden kaynaklı heyelan oluştuğu bildirildi, yol açma ekipleri yola çıktı. AFAD, Jandarma ve UMKE ekipleri sevk edildi. Köylerimizde tarama devam etmektedir.”

Tunceli, Muş, Elazığ, Erzincan valilerinden aldığı bilgi çerçevesinde depremin bu illerde de hissedildiğini aktaran Soylu, hasara yönelik ihbarın olmadığını bildirdi.

Vali Ekinci: 3 güvenlik korucusu yaralandı

Bingöl Valisi Kadir Ekinci, merkez üssü Karlıova ilçesi olan depreme ilişkin, Kaynarpınar köyünde karakola ait iki gözetleme kulesinin çöktüğünü, 3 güvenlik korucusunun yaralandığını belirterek, “Yedisu ilçesinin Elmalı ve Dinarbey köylerinde 10 evimizde çökme var. Çok şükür şu ana kadar can kaybı haberi almadık.” dedi.

Vali Ekinci, saat 17.24’te merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 büyüklüğünde depreme ilişkin yaptığı açıklamada, “Kaynarpınar köyünde karakola ait iki gözetleme kulesi çökmüş ve üç güvenlik korucumuz yaralanmıştır.” ifadesini kullandı.

Tüm köy ve ilçelerde hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini vurgulayan Ekinci, “Yedisu ilçesinin Elmalı ve Dinarbey köylerinde 10 evimizde çökme var. Çok şükür şu ana kadar can kaybı haberi almadık.” diye konuştu.

Bingöl Valiliği: 1’i güvenlik korucusu 7 kişi göçük altından kurtarıldı

Bingöl Valiliğince saat 17.24’te merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 büyüklüğündeki depreme ilişkin yapılan açıklamada, Kayapınar köyünde göçük altında kalan 1’i güvenlik korucusu 3 kişinin kurtarılmasına çalışıldığı bildirildi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 17.24’te merkez üstü Bingöl Karlıova-Yedisu arası Kaynarpınar köyü olan 5,7 şiddetinde deprem meydana geldiği anımsatıldı.

Saat 18.50 itibarıyla Bingöl şehir merkezinde herhangi bir yıkım veya yaralanmanın meydana gelmediği vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:

“Kaynarpınar köyü Jandarma Karakolunda 2 adet nöbet kulübesinde göçük meydana gelmiştir. Bu kulübelerden her birinde 1’er Güvenlik Korucusu olmak üzere 2 Güvenlik Korucumuz göçük altında kalmış, bunlardan biri arama kurtarma ekiplerince çıkarılmıştır. Diğer korucumuzun kurtarılması çalışmalarına devam edilmektedir. Kaynarpınar köyünde 1’i çocuk olmak üzere 3 vatandaşımız göçük altında kalmıştır. Çocuk göçük altından kurtarılmış olup, diğer vatandaşlarımızın kurtarılması çalışmalarına devam edilmektedir.”

Yedisu ilçesinde göçük altından 5 kişi sağ çıkarıldı

Yedisu ilçesinin Dinarbey köyünde 5 evin yıkıldığı ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Dinarbey-Malkoç yaylasında 2, Elmalı köyünde ise 3 vatandaşımız göçük altından kurtarılmıştır. Göçük altından kurtarılan vatandaşlarımızın sağlık durumlarında ciddi bir durum olmayıp, hastaneye sevk edilmiştir. Hasarların tespit edildiği köylerimize ilk etapta ivedi olarak Bingöl AFAD’dan arama-kurtarma araçları ve personelleri sevk edilmiştir. Ayrıca Erzurum, Diyarbakır, Muş, Malatya ve Tunceli illerimizden de arama kurtarma ekipleri deprem bölgesine sevk edilmek üzere yola çıkmıştır.”

Erzurum Valisi Memiş: Deprem Erzurum’da da hissedildi 

 Erzurum Valisi Okay Memiş, merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 büyüklüğündeki depreme ilişkin, “Deprem Erzurum’da da hissedildi. Erzurum’da şimdilik bir olumsuzluk gözükmüyor. İlerleyen saatlerde yine değerlendireceğiz.” dedi.

Vali Memiş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bütün ekipleri Karlıova sınırına yönlendirdiklerini söyledi.

Köy muhtarlarıyla sık sık telefon görüşmesi halinde olduklarını ifade eden Memiş, şöyle konuştu:

“Birkaç köyde ‘ev çöktü’ diye ihbar geldi ama bunlar içinde yaşam olmayan metruk evler. Oralara da arkadaşlarımız bakıyor. Bütün arkadaşlarımız jandarma, AFAD, 112 ekiplerimiz müdahale ediyor. İhtiyaç halinde ben de Çat ilçesine geçeceğim. Gerekirse Karlıova’ya da takviye yapacağız. Deprem Erzurum’da da hissedildi. Erzurum’da şimdilik bir olumsuzluk gözükmüyor. İlerleyen saatlerde yine değerlendireceğiz. Öncelikli kendi mülki hudutlarımızdaki yerleşim yerlerine müdahale edeceğiz. Eğer sorun yoksa hemen Karlıova’ya buradan ekipleri sevk edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Bakan Soylu ve Kurum ile Bingöl’e gidecek

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile depremin meydana geldiği Bingöl’e gidecek.

Edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Oktay, depremin meydana geldiği Bingöl’de incelemelerde bulunacak.

Oktay’a, İçişleri Bakanı Soylu ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum da eşlik edecek. Ayrıca, heyette AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, AK Parti Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu da yer alacak.

Cumhurbaşkanı Oktay: Süreci yakından takip ediyoruz

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Bingöl’ün Karlıova ilçesinde meydana gelen 5,7 büyüklüğündeki depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulundu. 

Fuat Oktay, “İlgili kurum ve kuruluşlarımız çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir. Süreci yakından takip ediyoruz.” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Bingöl Valisi Ekinci ile telefonda görüştü

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Bingöl Valisi Kadir Ekinci ile telefonda görüşerek depreme ilişkin bilgi aldı. 

CHP’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Kılıçdaroğlu, Karlıova ilçesinde meydana gelen 5,7 büyüklüğündeki deprem nedeniyle Vali Ekinci’yi telefonla aradı. 

Vali Ekinci’den depreme ilişkin detaylı bilgi alan Kılıçdaroğlu, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ülkemizin dört bir yanını eserlerle donattık

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Havalimanı 3. Bağımsız Pisti, Devlet Konukevi ve Camii Açılış Töreninde konuştu.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, yeni havalimanının İstanbul’un dünya markası vasfını bir adım ileriye taşıyacağını söyledi. Hizmete girdiği tarihten itibaren ülkenin gururu haline gelen İstanbul Havalimanı’nın üçüncü bağımsız pistine, ikinci kulesine ve yeni taksi yoluna kavuştuğunu belirten Erdoğan, ayrıca havalimanı bünyesinde yer alan tesislerden Devlet Konukevi ile caminin açılışlarını da bu vesileyle gerçekleştireceklerini kaydetti.

Her üç eserin de hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, bu eserlerin ülkeye kazandırılmasında emeği geçenleri tebrik etti. Önceki dönem Ulaştırma Bakanları Binali Yıldırım, Mehmet Cahit Turan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile bu süreci birlikte yürüttüklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“İnşaat süresinden kapasitesine kadar gerçek anlamda dünya çapında bir şaheser olan bu havalimanımız, Türkiye’nin 2023 hedeflerinin sembollerinden biridir. İstanbul Havalimanı’nın resmi açılışını 29 Ekim 2018’de yaptık ancak havalimanımız tam kapasiteyle yaklaşık 14 ay önce, 6 Nisan 2019 tarihinde çalışmaya başladı. Bugüne kadar havalimanımız iç hatlarda 107 bin, dış hatlarda 316 bin olmak üzere, toplam 423 bin uçuşa ve 65 milyon yolcuya ev sahipliği yaptı. Yeni hizmete girecek üçüncü pist, ikinci kule ve taksi yolu ile iç ve dış hatlarda bekleme süreleri kısalacağı için bu sayılar hızla artacaktır. Açılışını yaptığımız pistimizin bir diğer özelliği de dünyanın en büyük uçaklarının dahi rahatça iniş kalkış yapabilmesine, park edebilmesine imkan sağlamasıdır. Ayrıca dünyada bu pistin hemen bitişiğindeki ikinci kule ile yüksek yoğunluklu hava trafiğini kontrol eden çok az sayıda havalimanı vardır. Pistimiz her türlü hava şartında kullanılmasına imkan veren teknik alt yapısıyla da örnek eserdir. Halen inşası süren metro hattının açılmasıyla havalimanımızın şehirle olan bağlantı süresi de kısalacaktır.”

“200 milyon yolcuya kadar geliştirilebilecek”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Havalimanının mevcut haliyle yılda 90 milyon yolcu kapasitesine sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Havalimanımız, ihtiyaç halinde yıllık 200 milyon yolcuya kadar geliştirilebilecek bir planlamayla inşa edildi. Salgın sebebiyle verilen arayı bir kenara bırakarak ifade etmek gerekirse İstanbul Havalimanı’ndan neredeyse ulaşılamayacak hiçbir önemli merkez bulunmuyor. Kullanan herkesin hayranlığını dile getirdiği havalimanımızın devreye girmesiyle adeta küresel ve bölgesel hava ulaşımında yeni bir dönem başladı. Öyle ki pek çok ülke, mevcut havalimanlarının durumlarını ve yeni havalimanı yatırımlarını gözden geçirmek zorunda kaldı. Kimi ülkeler geçmişten gelen sömürge birikimleri, kimi ülkeler zahmetsizce elde ettikleri doğal kaynak gelirleriyle büyürken, biz kendi kalkınma modellerimizi kendimiz oluşturuyoruz.”

Ulaşımda ve sağlıkta çıtayı her geçen gün daha da yukarı taşıdık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada kamu-özel ortaklığı projelerinin en başarılılarını uygulayan ülke olarak, özellikle ulaşımda ve sağlıkta çıtayı her geçen gün daha da yukarı taşıdıklarını söyledi.

Devlet Konukevi’nin ve caminin hizmete girmesiyle, havalimanının iki önemli eksiğini daha tamamladıklarını belirten Erdoğan, bu iki eserin de İstanbul Havalimanı’nın marka değerine katkı yapacağına inandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 18 yıl önce iktidar görevini üstlenirken, halka ülkeyi 4 sütun üzerinde yükseltme sözünü verdiklerini hatırlatarak, “Bunları eğitim, sağlık, adalet ve emniyet diye ifade etmiştik. Hamdolsun bugün geriye dönüp baktığımızda bu dört alanın üzerine enerjiden tarıma, sanayiden ticarete kadar ulaşım dahil pek çok ilave hizmeti de ekleyerek verdiğimiz sözü tuttuğumuzu görüyoruz. Sadece ulaşım alanında yaptıklarımızın dahi tek başına yüzümüzü ak etmeye yeterli olduğuna inanıyorum.” diye konuştu.

“2002 yılında toplam havayolu yolcu sayısı, 34 milyonu bile bulmuyordu”

Havalimanından başlayarak, ana hatlarıyla hizmetleri hatırlatmak istediğini dile getiren Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Ülkemizde 2002 yılında toplam havayolu yolcu sayısı, 34 milyonu bile bulmuyordu. Geçtiğimiz yıl bu rakam 209 milyon olarak gerçekleşti. Havalimanı sayımız 26’yken bu rakamı 30 ilave ile 56’ya çıkardık. Hala inşası süren Yozgat, Rize, Artvin Bayburt, Gümüşhane gibi havalimanlarımızla bu sayı daha da artaracak. Terminallerimizin yolcu kapasitesini, 60 milyondan 258 milyon artışla 318 milyona yükselttik. Günde 303 ton olan hava yolu kargo kapasitemiz, 2 bin 500 ton seviyelerini buldu. Yurt dışında sadece 60 noktaya yapılan uçuşları, 290 ilave ile 350’ye çıkarmayı da bu arada başardık. Sektörün cirosunu, 3 milyar dolardan 165 milyar dolara ulaştırdık. Bunlar sadece hava yolu taşımacılığında yaptıklarımızdır. 

Karayollarında ise bölünmüş yol uzunluğumuzu hep söyledik, yine söylüyorum, 6 bin 100 kilometreden, 21 bin 100 kilometre ilave ile 27 bin 200 kilometrenin üzerine çıkardık. Otoyollarımızda 1714 kilometre olan ağımızı yaklaşık 1400 kilometre ilave ile 3100 kilometrenin üzerine taşıdık. Tünellerimizin sayısını, 83’ten 395’e, uzunluğunu 50 kilometreden 523 kilometreye yükselttik. Demiryollarında ülkemizi daha önce hiç olmayan yüksek hızlı tren ve hızlı tren ağlarıyla örüyoruz. Şu anda 1213 kilometre yüksek hızlı demir yolu hizmet veriyor. Yakında hizmete girecek hatlarla bu rakam 2 binlere çıkacak. Ayrıca 2 bin kilometreye yakın yeni hızlı tren hattının inşası sürüyor. Bir o kadarının da planlamaları yapılıyor. Bunlarla birlikte mevcut demir yolu ağımızın neredeyse tamamına tekabül eden 11 bin 600 kilometrelik hattı yeniledik.”

“İstanbul’a yaptığımız ulaştırma yatırımının her biri dünya çapında eserler”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin en büyük şehri ve iki kıtanın birleşim yeri olan İstanbul’a yaptıkları ulaştırma yatırımının her birinin dünya çapında eserler olduğunu ifade etti.

Marmaray gibi Avrasya Tüneli gibi Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü gibi eserleri milletin hizmetine sunarak, bu kadim şehrin hayat damarlarının hep açık kalmasını sağladıklarını belirten Erdoğan, “Adıyaman’daki Nissibi Köprüsü’nden Çankırı-Kastamonu arasındaki Ilgaz Tüneli’ne, Kuzey Marmara Otoyolu’ndan İstanbul-İzmir Otoyolu’na, Malatya’daki Erkenek, Rize-Erzurum arasındaki Ovit, İzmir-Manisa arasındaki Sabuncubeli tünellerine kadar ülkemizin dört bir yanını eserlerle donattık. Böylece toplamda 880 milyar lirayı bulan ulaştırma yatırımlarıyla Türkiye’nin ulaşım alt yapısını, kalkınma hedeflerine uygun hale getirdik. Halen inşası devam eden pek çok bölünmüş yol, otoyol, çevre yolu, köprü, tünel bulunuyor.” dedi.

“Yolunuz yoksa, suyunuz yoksa medeni olmaktan bahsedemezsiniz”

İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Antalya’ya, Konya’dan Erzurum’a kadar pek çok önemli şehir içi raylı sistem yatırımını da hükümet olarak yaptıklarını veya yapmaya devam ettiklerini ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Kalkınmanın temel unsuru olarak ulaştırma yatırımlarında ne kadar iyi bir noktaya gelirsek, ülkemizin büyümesinin ve güçlenmesinin önünü de o denli açmış oluruz. Zira iki şeyi hep söylerim, yol medeniyettir, su medeniyettir. Yolunuz yoksa, suyunuz yoksa medeni olmaktan bahsedemezsiniz. Bunun için ulaştırma ve altyapı yatırımlarını kesintisiz olarak sürdürmekte kararlıyız.

Rabbimiz mukaddes kitabımız Kura’n-ı Kerim’de bize bir işi bitirince hemen ötekine yönelmemizi emrediyor. Ülkemize ve milletimize bugüne kadar yaptığımız hizmetlere bakarak asla tamam demiyoruz. Tam tersine karşımızdaki eserler bize çok daha güzellerini çok daha iyilerini çok daha büyüklerini yapmamız için ilham veriyor, cesaret veriyor, şevk veriyor.”

“Salgın döneminde yaşananlar, Türkiye’nin potansiyelinin büyüklüğünü gösterdi”

Dünyanın tamamıyla birlikte Türkiye’yi de etkileyen salgın döneminde yaşananların, Türkiye’nin imkanlarının ve potansiyelinin büyüklüğünü bir kez daha gösterdiğini aktaran Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Eğer 45 günde bu millet kalkıp da 1008 odalı bir hastane Yeşilköy’e, 1008 odalı bir hastaneyi de Sancaktepe’ye yapıyorsa, bu milletin ne kadar azimli, ne kadar kararlı ve ne kadar muktedir olduğunu Allah’ın izniyle gösteriyor. Öbür tarafta Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ile yine Başakşehir’de gerçekten muhteşem bir eseri meydana getirmek suretiyle sadece ülkemize değil, tüm dünyaya ‘Biz muktediriz, Allah’ın izniyle yaparız.’ dedik. Burada tabii bir başka güzellik daha var. O da nedir? Sağlık turizminde bir adım attık. Yeşilköy’e uçaklar inecek oradan yaya mesafede hastaneye geçecek. Bütün ileri teknoloji orada var. 

Aynı şekilde Sancaktepe, eski askeri havaalanı. Oraya inecek, oradan yine yaya yolundan hastaneye gidip tedavisini olup, oradan yine uçakla dönüşünü yapacak. Biz bununla da turizmi zenginleştiriyoruz. Ne ile? Sağlık turizmiyle. Öbür tarafta Çam ve Sakura Şehir Hastanesi hem buraya İGA’ya yakın hem de Yeşilköy’e yakın. Orada da yine en ileri teknoloji sağlıkta mevcut. Sağlık turizmini böylece çok güçlü hale getirmiş oluyoruz. Gelişmiş ülkelerin dahi pek çok hususta çaresiz kaldıkları bu süreçten biz hamdolsun alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Elbette her şey bitmiş değil. Mücadelemiz devam ediyor.”

Maske, mesafe ve temizlik kuralı uyarısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, maske, mesafe ve temizlik kuralına dikkat edilmemesi durumunda sıkıntıların devam edeceğini söyledi. 

Erdoğan, maske, sosyal mesafe ve temizliğe dikkat edilmesi durumunda ise bu sürecin (Kovid-19) çok daha hızlı atlatılarak, eski huzurlu günlere yeniden dönüleceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Salgın döneminde iyice belirginleşen avantajlarımızı, hedeflerimize ulaşmanın aracı haline getirmek için de gece gündüz çalışacağız. Geçmişte Türkiye küresel düzeydeki büyük dönüşüm dönemlerini vizyonsuz siyasi kadrolar veya kendi iç kavgaları sebebiyle değerlendirememiştir. İnşallah bu defa öyle olmayacak. Her ne kadar birileri hep yaptıkları gibi ülkemizi yine istikrarsızlık batağına çekmek için çırpınıyorlarsa da, bunlara asla fırsat vermeyeceğiz. Kimi ihtirasına gem vuramadığı için kimi de dış mahreçli senaryolarda kendilerine verilen rol gereği Türkiye’yi frenlemeye çalışsa da hiçbiri amacına ulaşamayacak.” diye konuştu.

“Devir, hizmet siyaseti devridir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin kimin ülke için çalıştığını, kimin de kendi çıkarları peşinde koştuğunu gayet iyi gördüğünü belirterek, “Hayatlarında ortaya koyabildikleri tek bir eser dahi olmayanların yapılan her işe kulp takmaya çalışma gayreti boşunadır. Türkiye’nin demokrasi ve ekonomide geldiği seviye sayesinde artık siyaset mühendisliği yöntemleriyle ülkeye istikamet çizme projelerinin başarı şansı kalmamıştır. Devir, hizmet siyaseti devridir. Bizim siyasetimiz bu ülkenin 83 milyon ferdinin her birinin kendini özgür, güvende, huzurlu hissetmesi, müreffeh bir hayat sürmesi siyasetidir. İstanbul Havalimanını da bunun için inşa ettik. Suriye’de ve Libya’daki harekatlarımızı da bunun için gerçekleştirdik. Şayet bizimle yarışmak isteyen varsa gelsin iddiasını, hedefini, mücadelesini bu konularda ortaya koysun.” ifadelerini kullandı.

Yalanla, iftirayla, dedikoduyla, aldatmacayla yapılan siyasetin sonunun, hüsranla neticelenmeye mahkum olduğunu kaydeden Erdoğan, çeyrek asır öncesinin ve yarım asır öncesinin Türkiye’sinin refleksleriyle, geleceğin Türkiye’sinin inşa edilemeyeceğini söyledi.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Dünya değişti, Türkiye değişti, toplumlar değişti, insanlar değişti. Sadece ülkemizdeki bir avuç siyaset esnafı ne yazık ki değişmedi. Eğer biz bu gerçeği görmeseydik ve ülkemizi bu günlere hazırlamasaydık ne şu an içinde bulunduğumuz eser vardı ne de salgın karşısında bu kadar dirençli olabilirdik. Dikkat ediniz bugün Türkiye’yi dünyada güçlü kılan ne varsa hepsini de çok büyük mücadeleler ve kavgalar sonunda inşa edebildik. Kavga her zaman kötü değildir.”

“Milletimiz 18 yıldır tarafını hiç değiştirmedi”

Vefatının 33. yılında merhum Cemil Meriç’in sözlerinden alıntı yapan Erdoğan, “Saygıyla ve rahmetle yad ettiğimiz Cemil Meriç üstadımız, ‘Düşünmek, savaşmaktır. Bir nesil uğruna, bir millet uğruna, bir medeniyet uğruna savaşmak.’ İşte böyle bir savaşta taraf tutmamak diye bir tavır söz konusu olamaz. Yine merhum Cemil Meriç’in kalemiyle ifade edecek olursak, ‘Taraf tutmayan insan şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım.’ Biz de bir tarafta eser üretenlerin diğer tarafta takoz koyanların bulunduğu hakikatiyle karşı karşıyayız. İşte bunun için milletimiz 18 yıldır tarafını hiç değiştirmedi.” şeklinde konuştu.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Eğer bir gün bizden daha iyi eser üretecek, bizden daha iyi hizmet edecek birileri gelir ve milletimiz de onu tercih ederse inanın bundan sadece memnuniyet duyarız. İşte o gün gelene kadar ülkemiz ve milletimiz için daha çok neler yapabileceğimizin kavgasını vermeyi sürdüreceğiz. Hala eski siyaset yöntemleriyle bu ülkenin geleceğine talip olduğuna iddia edenlere cevabımızı merhum üstadın şu sözleriyle vererek sözlerimi bitirmek istiyorum. ‘Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın. Bilmeliydim.’ Evet, kimin ne olduğunu bilecek ve yolumuza devam edeceğiz.”

Erdoğan, İstanbul Havalimanının üçüncü pisti ve ikinci kulesiyle, Devlet Konukevi ve caminin hayırlı olmasını dileyerek, iftihar verici bir eserin yeni bölümlerinin Türkiye’ye kazandırılmasında emeği geçenleri tebrik etti.

Tören

İstanbul Havalimanı 3. bağımsız pisti, Devlet Konukevi ve cami, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete açıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Vahdettin Köşkü’nden İstanbul Havalimanı’na helikopterle gelerek 3. pisti havadan inceledi. 

Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile beraberindekiler, açılışı yapılan yerlerde incelemeler yaparak tören alanına geçti.

Törende, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, İGA Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz, THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı İlker Aycı da yer aldı. 

Tören alanındaki misafirler sosyal mesafeli olarak yerleştirilen sandalyelerde oturdu.

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği kalkış izniyle üç ayrı pistten TK1453, TK1923 ve TK2023 çağrı adlarına sahip üç THY uçağı aynı anda havalandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Değerli kardeşilerim şimdi 3 pistimizden aynı anda hareket edecek uçaklarımızın kalkış izinlerini vereceğiz. Hazır mıyız? TK1453. Yeni pistimiz havalimanımız için hayırlı olsun.” diyerek kaptanlara söz verdi.

Kaptanlardan Serkan Cevdet Tansu da, “Yeni pistimiz Türk Hava Yolları ve Türk havacılığı için hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan da, “Ben de şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 pistten 3 uçağın hareket ettiğini belirterek, “Bugünkü açılış törenlerimiz milletimiz için, ülkemiz için, yüklenici firmalarımız için hayırlara vesile olsun inşallah. Allah yar ve yardımcımız olsun.” şeklinde konuştu.

İstanbul Havalimanı’nın birinci pistinden TK1453 koduyla, Airbus-321 tipi uçak ile uçuşu, kaptan Serkan Cevdet Tansu, kaptan Murat Toktar ve ikinci pilot Begüm Özkan, 2. pistten TK1923 kodu ve Boeing-737 tipi uçak ile kaptan Zeynep Akkoyun Çam, ikinci pilot Dilek Ayar Kayahan ve kaptan İlyas Çağlar Koçer, 3. pistten ise TK2023 kodu ve Boeing-787 tipi uçak ile de kaptan Murat Gülkanat, kaptan Murat Gökkaya ve kaptan Volkan Taşan gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, törenin ardından camiyi gezerek helikopterle alandan ayrıldı.

Diyarbakır annelerinden Almanya’daki ‘evlat mücadelesine’ destek

Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eylemi 284’üncü gününe girdi.

Oturma eylemi yapan aileler, Almanya’da, terör örgütü PKK tarafından kaçırılan Nilüfer T’nin annesi Maide T’yi desteklediklerini bildirdi.

Van’dan 5 yıl önce 15 yaşında dağa kaçırılan oğlu Baran için eylemde yer alan anne Solmaz Övünç, 284 gündür oturma eylemini sürdürdüklerini ve evlatlarına kavuşuncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini söyledi.

HDP aracılığıyla çocuğunun dağa götürüldüğünü belirten Övünç, “HDP oğlumu alıp PKK’ya verdi. PKK, gelip oğlumu mahalle arasından, okulundan almadı, HDP alıp götürdü. Oğlum sesimi duyuyorsan, gel adalete teslim ol. Onlar seni kandırıyorlar. 13 kişi geldi, ailelerine kavuştu.” dedi.

Oğlunu çok özlediğini dile getiren Övünç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Baran, dayanacak gücüm yoktur. HDP, beni burada, evladımı da dağda ölüme mahkum etmiş. Onlar ne istiyor çocuklarımızdan? Bütün anne ve babalar gözyaşı döküyor. Oğlum, senin baban hasta. Ağabeyinin düğününü yapmadık, seni bekliyoruz. İçim kan ağlıyor. Yavrum gel. Sen benim ciğerimsin, her şeyimsin. Oğlum senin kokuna hasret kaldım. Ceketini, koklayıp yatıyorum. Gel artık.”

Çocukları HDP aracılığıyla dağa kaçırılan anneleri, oturma eylemine katılmaya ve kendilerine destek vermeye çağıran Övünç, Almanya’da terör örgütü PKK tarafından kaçırılan kızı Nilüfer T. için eylem yapan anne Maide T’yi desteklediklerini bildirdi.

Övünç, “Maide anneyi destekliyoruz. Onun da kızını kaçırmışlar. O annenin her zaman yanındayım. Gerekirse oraya da giderim. Onu sahipsiz bırakmasınlar. Orada çocuğu kaçırılanlar da o anneyi desteklesinler.” diye konuştu.

Baba Celil Begdaş ise oğlu Yusuf’a kavuşuncaya kadar oturma eylemini sürdürmekte kararlı olduğunu aktardı.

Tek isteklerinin evlatlarına kavuşmak olduğunu ifade eden Begdaş, şöyle dedi:

“Oğlumu HDP götürdü. Oğlumun montu burada çıktı. İnkar etmediler, ‘bizdedir, vermiyoruz’ dediler. 284 gündür oturuyoruz. Evlatlarımız için sonuna kadar eylemi sürdüreceğiz. Burayı terk etmeyeceğiz.”

Begdaş, Almanya’da eylem yapan anne Maide T’ye destek verdiklerini anlatarak, “Maide ana bizi aradı. Onun da kızını, ‘pikniğe götüreceğiz’ diye kaçırmışlar. Hepimiz ona destek veriyoruz. O da acılı bir anne. Orada sahipsiz. Oradaki hükümet ona destek vermiyor. Onun önünü kesiyor, PKK yandaşları. O da kızını istiyor. Kadın kendini orada yalnız hissediyor. Gerekirse biz de onun yanına gidebiliriz. Hepimiz onu destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Gül: Türk yargısının emir alacağı tek merci Anayasa ve kanunlardır

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu eski çalışanı Metin Topuz‘a “FETÖ’ye yardım suçundan” 8 yıl 9 ay hapis cezası verilmesini eleştiren ABD makamlarına tepki göstererek, bağımsız ve tarafsız Türk yargısının, emir alacağı tek mercinin Anayasa ve kanunlar olduğunu belirtti.

Gül, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Türk yargısı bağımsız ve tarafsızdır, emir alacağı tek merci Anayasa ve kanunlardır. Hiçbir ülke, kişi, kurum veya merci, Türk mahkemelerinin adil yargılamasına etki ve telkinde bulunamaz.” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanlığından tepki

Adalet Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, ABD makamlarının Metin Topuz davası hakkındaki açıklamalarının talihsiz ve yargı bağımsızlığı ilkesi bakımından düşündürücü olduğu belirtildi.

Açıklamada, “ABD’li muhataplarımız, derin hayal kırıklığı yaşatan bir dava arayışındaysa, onlara FETÖ’nün kurduğu ihanet pazarından satın alınan tanıklarla, sahte ve sözde delillerle yürütülen Hakan Atilla yargılamasına bakmalarını tavsiye ediyoruz. Bağımsız ve tarafsız Türk yargısı, verdiği kararlarla herhangi bir ülkeyi ikna etmek durumunda değildir.” ifadeleri kullanıldı.

Mahkemenin delilleri tartışarak karar verdiğine işaret edilen açıklamada, söz konusu hükmün kesinleşmesi sürecinin de yine bağımsız yargının hukuki işleyişi içinde gerçekleştirileceği vurgulandı.

“Kesinleşmemiş bir mahkeme kararı üzerinden kişileri suçlu ya da suçsuz ilan etmek ancak hukukun evrensel prensiplerini içselleştirememiş bir yaklaşımın ürünü olabilir.” değerlendirilmesinde bulunulan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“ABD Büyükelçiliğinin başından sonuna izleyerek tanık olduğu üzere, duruşmalar Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin temin ettiği usuli haklar zemininde ilerlemiştir. Bu durum karşısında, yapılan açıklama hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmadığı gibi gerçekle de bağdaşmamaktadır. Ülkelerinde halihazırda süren protesto eylemlerinde dahi aldıkları tedbirler ortada iken, 15 Temmuz’da bombalarla, tanklarla ülkemize, milletimize ve millet iradesine hayasızca bir akın gerçekleştiren bir terör örgütüne karşı yürüttüğümüz haklı ve hukuki mücadeleyi değersizleştirmeye yönelik açıklamalar, büyük bir çelişkidir, kabul edilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, ABD yetkili makamlarını uluslararası sözleşmeler ve ikili anlaşmalar doğrultusunda suçluların iadesi hukukuna uymaya bir kez daha davet ediyor, terörle mücadelede işbirliğine olan inancımızı teyit edeceklerini umuyoruz.”